30 Aralık 2010 Perşembe

Dilek

Yeni yıl;
Ders arasında hoplayıp zıplamaktan yorulup sadece bıdı bıdı konuşan öğretmenin dersini dinlemektense,sıra altında kızlar arasında yeni yıl çekilişi yapmaktır...
Siz de onlar kadar mutlu musunuz?
Bence olmalısınız...
Hep diyorum,yine diyeceğim;
Her şey çok güzel olacak...
Ezgi herkese huzur dolu bir yıl diliyor...




25 Aralık 2010 Cumartesi

Eşyaların Dili Olmasa da Gülümser,Gülümsetir

İlkokul zamanlarında,annemlerin bana verdiği para ile aldığım halleyi paylaşarak öğrendim hediyeleşmeyi…
“Ne kadar güzelmiş”denildiğinde daha çok yakışacağını düşünüp en sevdiğim bilekliğimi de hediye etmiştim en sevdiğim dosta…
Hediye almayı da vermeyi de hep sevmiştim…
Bu yüzdendir,odamda baktığım her yerde sevdiğim insanların koca yüreklerini eşyalara anlamlandırdığım…
En değerli eşyam olamadı,hepsi birbirinden değerliydi benim için…
Daha önce bir arada konuşmuş olmadığı bir insana bile hediye seçmek ne kadar değerliydi benim için…Alındığındaki yüzdeki koca tebessüm birçok şeye değerdi…
Sevgili Didem,benim için değerli olan eşyaları yazmamı istemiş.Bu soruya cevap vermek gerçekten zor oldu benim için.Sağım solum hep güzel şeylerle dolu:)Bu yüzden birkaç eşya hakkında konuşup,bu güzel soruyu cevaplandırmak istiyorum…

Seneler önce,O askerdeyken eve bir kargo geldi.Açtığımda içinde renkli çikolataların olduğu yumuşacık bir kutu ve kolyeyi gördüm.Baktım,baktım ve içim ısındı.”Ben senin yansımanım!”derdi içimi her hüzün kapladığında.Ve bunu hiç unutmamam için isimlerimizin baş harfleri ile-ikinci ismimin baş harfi:)- böyle bir güzel hediye tasarlayıp göndermiş,beni fazlasıyla mutlu etmişti.Onun aldığı her şey benim için çok değerli,fakat bu çok daha başkaydı…

Ömrüm boyunca saklayacağım,benim için çok büyük değeri olan bir kolye;anneannemin kolyesi…65 sene evvel,düğün hediyesi olarak takılan maneviyatı ölçülmez derecede büyük olan bir hediye…Onun yaşayıp,düğünüm olduğunda boynuma takıldığını görmesini isterdim…

Üniversite yıllarında,odama koca bir paketle arkadaşlarım geldi.Etrafı tüllerle süslü bu sert maddenin ne olduğunu anlamak için paketi olan gücümle açmaya çalıştımJİçinden resmimin bulunduğu koca bir mum çıktıJGüzel bir gülüşün bulunduğu bu hoş mumu her yaktığımda-özellikle gece-Jresmimin parıldadığını görmek beni nasıl mutlu ediyor anlatamamJ

Bu minik kurbiköpek de sevdiklerimden bir hediyeJKermit benim en sevdiğim karakterlerden olduğu için evimde bolca kurbağa oyuncağı var.Kurbağa bulamayan arkadaşım,yukardan baktığında kurbağa görünümlü,şapkasını açtığında sevimli bir köpek haline dönüşen bu oyuncağı almıştıJ

En son sizi de gülümseten bu karakteri paylaşmak istedim.Her baktığımda gülmem için alınmış bu tatlı şey,kafasını oynattığında daha da komik bir hale bürünüyorJ)
 Annemin benim için sakladığı ve hatta üzerinde nazar boncuğunun dahi kaldığı renkli bebek hırkalarımı,botlarımı da göstermek isterdim fakat bulamadımJ)
 Dediğim gibi,benim için her eşya ayrı bir anlam yüklü ve değerli…
Didem’e yazarken bile beni mutlu eden anıları paylaşma fırsatı verdiği için teşekkür ederim.
Mutlu hafta sonları…

20 Aralık 2010 Pazartesi

Minik Bir Yazı

İngilizce dersinde yiyecek,içecek ve sebzeleri öğreniyoruz.Kuzucuğun gözü 'hamburger'resmine takılıyor.Ve soruyor:
"Örtmenim siz hiç hamburger yediniz mi?"
"Evet,sen?"
"Annemle,şehre indiğimizde markete koştum.Sepetimi aldım başladım alışverişe.Gözüm üzerinde 'Hamburger'yazan poşete takıldı,annemin gözlerine bakıp hemen attım sepete.Eve geldiğimde içi boştu.Aldığım yalnızca ekmeğiymiş,üzüldüm..."
Amaaaaan,diyerek başladım konuşmaya.Ekmek arası köfte be kuzucuk,ekmek arası köfte!!
"Aaa örtmenim patatesi unutmaaaaa!!"
dedi birisi,güldüm...


Konu,kahraman,yer,olay,zaman...
Hepsini yazabilirsiniz;hep aynı...
Peki anafikir?
Hadi doldurun tüm boşlukları...............................................................................

19 Aralık 2010 Pazar

James Blunt Şarkılarıyla Bir Pazar Günü

Müzik,kitap,film...En sevdiğim üçlü...
Yanına tat katmak için birkaç çikolata parçası,annenin en tatlı yanağına konan bir öpücük ve sabah kahvaltısı...
***
Bugün kendim için en çok müzik dinlemeyi ve birbirinden güzel üç film seyretmeyi seçtim.
James Blunt,dinlemeyi seviyorum."Good bye my lover",""you are beatiful" şarkılarını dinleyenler bileceklerdir...
Ben ise bugün en çok "tears and rain"dinledim.Dinlemekle kalmayıp yüksek sesle söyledim:)
"Far,far away,find comfort in pain"
Şarkının bir yerinde Dorian Gray ismi geçiyordu.Aklıma geldi.Dorian Gray'in 
Portresi'ni okuyan ya da 
seyreden var mı?
Enteresan bir film,sıkıcı bir kitaptı...
İçimizdeki kötülüğün yüzümüze yansıdığında ne
feci bir hal aldığının kanıtı niteliğindeydi...
Neyse,öyle işte...
Yine dinlemeli,istersen sen de dinle...





17 Aralık 2010 Cuma

Öfkesiz Bir Hafta Sonu:)


Günlerden Perşembe,ders rehberlik…Öğretmenimiz olmadığı için kuzucuklara ben rehberlik ediyorum;her zaman olduğu gibi…
Konumuz öfke…
Önce kapatıyoruz gözlerimizi,bizi öfkelendiren şeyleri düşünüyoruz.Olaylar benim de gözümün önünde canlanıyor.Ne tepki verdiğimizi düşünüyoruz...
Bir dakika ya,gördüklerim birbirine karıştı!Öfkelendiğim ne kadar çok şey varmış diyorum,gerekli,gereksiz.Çocuklar 10 saniyelik hayalleriyle beni uyarıyorlar."Düşündük örtmeniiiiiiiiiiiiim"diye…Halbuki ben bitirmemiştim.Öfkeleri hep ortak.Arkadaşlarıyla oynadıkları oyundaki mızıkçılık,saç çekme,alay etme,dürtme,konuşma,burnunu karıştırma ve dahası…Öfkeleri ne kadar da gelip geçici.Alınganlık,yalancılık,umursamazlık,sorumsuzluk,patavatsızlık değil.Bizi öfkelendiren bunlar değil mi?
Büyüdükçe kelimeler de büyüyor,gün büyüyor,zaman büyüyor.Zaman büyüdükçe öfke katsayımız artıyor.Kırıyoruz,kırılıyoruz,niye kırdık diye kendimizi suçluyoruz.Sonucunda da pişmanlık duyuyoruz…
Küflendirmek lazım öfkeleri.Yaşam için aldığımız nefesi,kendimizi kontrol etmede de etkili bir biçimde kullanmak lazım.Öfke can yakıyor,yanık kokuyor sanki tenimiz.Çirkinleşiveriyoruz sanki…
Hayat boyunca insanı gölge gibi takip eden öfkeyi kontrol altına almak lazım:).Herkesin bir öfke kontrol yöntemi vardır.Bu zamana kadar ve çabuk öfkelenen biri olarak sinirlendiğim an,bir oda bulup kapatıyorum kendimi.Sakinleşene kadar bekliyorum.Sınıftaysam eğer,dışarı çıkıp nefes alıp dönüyorum.Ya da pencereyi açıyorum.Beni mutlu eden şeyleri düşünüp sıyrılmaya çalışıyorum sinirimden…
"Amaaan içinde kalacağına dışına vur,ohh rahatlarsın!"denilir.Gerçekten de rahatlatır insanı.Ne var ki rahatladıktan sonra binlerce iğnenin sana battığını hissedersin.İşte buna da halk dilinde "pişmanlık" denir.
Öfkelendiğinde haklı iken haksız olursun…
Güçlü olduğunu düşünürken,öfkende boğulursun…
Bu arada kontrolsüz güç güç değildirJ
Bırakalım üstümüzdeki gereksiz asabiyeti,hafta sonuna sıcacık başlayalım.
Ezgi mutlu hafta sonları diliyor,
Cuma gününün güzelliğiyle yazısını noktalıyor…

14 Aralık 2010 Salı

Üşüten Gün...



Nihayet kar yağdı...
Gökyüzünden düşen her bir kar tanesi,erimeye inat ettiği için havanın ısısını alarak bizi üşümeye mahkum etti...
Üşüdüm bu sabah...
Kuzularla"Yerli Malı"haftası kapsamında kendi çapımızda bir şeyler yapmak istedik."Size ne getireyim?"dediğimde hep bir ağızdan"simiiiiiiiiiiiiiit"dediler...
Evlerinde tandır ekmekleri bulunduğu için,fırın yapımı ekmekler bile onlara pasta gibi geliyor.
İçimi titreten soğukta erkenden evden çıkarak fırına uğradım."14 simit almak istiyorum"dediğimde fırıncı amca yüzüme baktı.Gülümseyerek,"öğrencilerim için alıyorum"dedim."Hmm anladıydııım zaten"dedi:)
İkinci ders matematik sınavı yaptım.Sınav sonuçlarını okuduktan sonra moralim alt üst oldu.Hiçbir şey öğretmemişim gibi soruların cevaplarını saçma sapan cevaplamışlar.
Sinirlendim,hatta hiç bu kadar sinirlenmemiştim:)
Bunu fark etmiş olacaklar ki,teneffüste yanıma yaklaşarak sessizce sordular:
"Yerli Malı haftasını kutlamayacak mıyız??"
Suçlu böcük kafalılar!!
:))
Yukardaki ifademden sonra sevinerek hepsi yerlerine gittiler...
Öğle arasında güzel bir yemek şöleni oldu onlar için...
Aralarında simitin yarısını kardeşine ayıranlar da vardı...
Bir simitin yarısı gibidir kardeşler,değil mi?
***
Akşam üzeri iki öğretmen arkadaşımızı yolculamak için terminale gittik...
Biri Siirt'e,diğeri ise Mardin Bilge Köyü'ne gidecekti.
Evet,o köy...
Katliamın olduğu o masum köy...
O'na "korkuyor musun?"dediğimde,"İçimde en ufak bir endişe yok"dedi...
Araba gelmeden önce şakalaştık,güldük,güldük...
Araba gelince gözleri dolu dolu oldu arkadaşlarımın...
Yaş duramadı gözümüzde,ağladık...
Onlar gitti...
Gittiklerinde kar yağıyordu...
Ve ben akşam da üşüdüm...

12 Aralık 2010 Pazar

Sadece müzik...


Sözlerini bilmiyorum ve umursamıyorum da...
Sadece dinliyorum,sen de dinle...

11 Aralık 2010 Cumartesi

Anıların Ezgisi


Eski kitaplarımın arasında birkaç tane minik süslü defterler buldum.Defterlerimden biri anı,diğeri ise anket defteriydi.Ne komik günlermiş;okudukça güldüm,güldükçe mutlu oldum…
Anı defterleri aslında ergenlik öncesi kıpırtılarındandır çoğumuz için.Şuan hala yapanlar var,şahidim:)
Oradan,buradan,fırıncıdan,bankadan vs.bir sürü yerden ajandalar getirirdi babam.İlk başlarda onları ders notları tutmak için kullansam da hevesim kaçınca bir yerlere koyardım.
Vakti zamanında nereden bulacaksın öyle süslü defterlerin olduğu kırtasiyecileri!...Bu yüzden temkinli olup en güzellerini anı defteri yapmak için saklardım.


Her zaman gittiğim bir kırtasiyeci vardı.Defterin yanında,üstü arı desenli kokulu silgi veriyor diye çıldırırdım,”Ayy ne iyi adam bedava veriyor”derdim.Sonralarda öğrendim defterleri pahalı sattığını.Aynı hesap yani:)
Her neyse…
Anı defterimi inceledim.Bir önceki sayfadan kopya çekip arka sayfaya da yazılanın aynısını yazdıklarını gördüm:)”Kalbin kadar temiz sayfa…diye başlayıp,”saklambaçta aslında seni kandırmıştım”lara varıncaya kadar bir dolu söz okudum,hatta arkadaşımın uydurmasyon yazdığı maniyi aktarmadam edemeyeceğim:)

,“Dozer geliyor dozer,
Çekilin yoldan ezer.
Benim arkadaşım Ezgi,
Dünya sensiz olur mu?”
Okuduktan sonra içimden,"Eh be kuzum ya,az daha kafiyesi uygun bir mani bulamadın mı?”dedim.
Defterimin bazı sayfalarında öğretmenlerimin de yazmış olduğu yazılarla karşılaştım.Nasıl cesaret etmişim öğretmenler odasının kapısında dikilip binbir hevesle öğretmenime defterimi vermeyi:)
İçimdeki çocuk heyecanını gördüm defterimde…
Bahsedeceğim bir diğer defter ise anket defteri.Bu defteri lise birinci sınıftayken doldurmuşum.Kendimce insanları tanımaya mı çalışacağım artık,orası meçhul:)
Anket defteri oluştururken ne kadar saçma soru varsa hepsi bulunur,diğer örnek defterlerden.Sonra kendine göre elenerek daha mantıklı hale getirilmeye çalışılır ve kurbanlara sunulur.
Soruların içinde adı ve soyadından başlayıpta yedi sülale geçmişi ile ilgili türlü kaçık sorular,hobiler,fobiler,sevdiği insan kim?-en kımıl kımıl soru bu:)-gibi heyecan verici konular sorulurdu.
Diğer sayfada da çeşitli dergilerden kesilip yapıştırılmış,o zamanların en şahane artistleri,şarkıcılarının resmi yer alırdı.Ne güzeldi aslında arkadaşını ordan tanıyabiliyordun.Çünkü yazılanların çoğu safça duygularla yazılırdı.Neleri sever,nelerden nefret eder anlayabilirdin yazdıklarından.Doğum günlerinde hediye seçimi için oldukça iyi bir kaynaktı.
Defterim sıramın altından alınıp şantaj olarak da kullanılmıştı bir aralar.”Okul müdürüne verelim de gör!”demişlerdi, sevimli erkek arkadaşlarım."Okul müdürü naapsın” diyenler olabilir.Müdür babamdı:)
Olayı kendi aramızda patırtısız,gürültüsüz hallettik neticede:)
Şimdilerde anketler daha teknolojiye uyarlı bir hale geldi.Bloglar günlüklere eş değer tutuldu.Ama hiçbir şeyin tadı beyaz yapraklara yazılanlar kadar kalıcı olamadı…
Anket defteri duran var mı hala?
(eski yazılarımdan...)

dido | izlesene.com

6 Aralık 2010 Pazartesi

Ferdi'den:))

Bilgisayar odasındaki bilgisayarlar çalışmadığı için,bilişim ve teknoloji derslerini öğretmenler odasında işliyorum:)Evet,orada bulunan tek bilgisayarla anlatmak istediğim birçok bilgiyi aktarıyor,eğer zaman artarsa onlara da bilgisayara yazı yazmaları için izin veriyorum...
Teknolojiyi geriden takip ettiğimiz okulda,üç yaşındaki çocuk kadar bilgi seviyesine ulaşamayan masum kuzucuklarla birlikte bilişiyoruz;hem de ne bilişme!!
Derslerden birinde "google"arama motorundan istediğimiz her türlü bilgiye ulaşabileceğimizden bahsediyorum ve çobanın oğlu Ferdi dikkatle beni dinliyor.
Bu gün Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinde konuşurken konu Cennet kavramına geliyor.Masum sorularını birbirlerini dinlemeden soruyorlar:
"Örtmenim orada bilgisayar oynayacak mıyız?"
"Orada kıyafetlerimiz ne olacak?"
"Öğretmenim orası nasıl bir yer?"
Tamam,beni çok seviyorlar,fakat oraya gidiş,geliş yapabileceğimi düşünecek kadar sorularını abartmaları karşısında gülmeden duramıyorum.
Ve asıl soru Ferdi'den geliyor:
"Öğretmenim ya,ben şimdi google,görsellerden "Cennet"yazsam resimlerini görebilir miyim?"
:))))
Gel de dersi bırakma:))
Hala bana ciddi ciddi bakarak sorması aklıma geliyor,gülüyorum:))

3 Aralık 2010 Cuma

Elden Ele İletişim...

Birkaç gün önce,öğretmen arkadaşlarıma gece gördüğüm ve beni etkileyen rüyamdan bahsediyorum.Rüyamda sınıfıma müfettişin geldiğini ve bana övgü dolu sözler söylediğini görüyorum.Öğretmen arkadaşım"eh sadece rüyada olur böyle şeyler"diye  gülüyor.Pencere kenarında çayını yudumlayan bir başka öğretmen "rüyan gerçek oldu Ezgi,beyaz arabalı müfettişler geliyor!!"diye şaşkın ördek misali yüzüme bakıyor...


Ya tersi olursa???




İlk kez bu kadar heyecanlandığımı hissettim.Belki de beni fazla eleştirecek,olumsuz birçok şey söyleyecekti.
Gülümser bir ifadeyle odamıza geldiler,minicik odamızda sıkışarak oturduk.Masanın üzerinde benim kitabım vardı."Süpermen Türk Olsaydı Pelerinini Annesi Bağlardı."Somurtkan olan müfettişimiz kitabımı eline aldı,sayfalarını karıştırdı.Üzerinde ismim olduğunu görünce muhabbet etmeye başladı.
"Güzel bir kitaba benziyor."
"Aa,evet.Gerçekten keyifle okuduğum bir kitaptır."
"Ben de alıp okuyabilir miyim?
"Elbette."
Beş saniye sonra kitabın içeriğiyle ilgili şimşekler çaktı beynimde.Kitapta onlar hakkında olumsuz birçok yazı vardı.
"Henüz bitirmedim ama..."
"Tamam,ben okuyup sana tekrardan veririm."
"Tamam..."
Öğretmen zilinin çalmasıyla,müfettişle birlikte sınıfıma doğru yürüdük.İçimde hala gördüğüm rüyanın endişesi...
Sınıfıma girmesiyle masamın yerini değiştirmesi bir oldu.
"Tutun şunun ucundan şöyle çevirelim"
???!!!
Yok,olumsuz bir şey olmayacak:)
Masamı hem sınıfa hem de tahtaya dönük bir duruma getirdiğinde ne yapmak istediğini anladım.
Dersime başlamamı isteyerek sandalyeme oturdu.
Biraz zaman geçtikten sonra yanıma yaklaştı:
"Hocam,sanki sen daha aktifsin."
"Beni teftiş edeceksiniz diye ben aktif olayım dedim:))"
Yukarıdaki sözü söyledikten sonra gülmeye başladı.Onu güldürdüğüm için ben de güldüm:)
"Panolarınız çok güzel.Sınıfınız da çok renkli."
Söylediği sözler beni rahatlatmıştı.Sınıfa çamaşır ipi asıp üzerine mandallarla kavram kartları asmam hoşuna gitmiş olacak ki mandallarla oynadı:)
Ertesi gün bir kez daha gelip hem kitabımı teslim edeceğini hem de dersimi dinleyeceğini söyledi.
Ve geldi de:)
"Kitap güzel de sanki bizi birazcık kötülemişler:)"
Yüzüne bakıp gülümsedim.
"Olsun ama çok haklı şeylerden bahsetmiş,kimse dört dörtlük değil.Diğer arkadaşlarım da okumak istediler.Üç gün sonra getirsem kitabı olur mu?"
Bir kitap ile başlayan sıcak muhabbet elden ele dolaşmaya başlamıştı.İletişimin başlangıcı da bu yönde olmalıydı.


Hayallerimizi gerçekleştiğimiz fakat bunları hiç yokmuş farz edip çirkinleştirdiğimiz şu hayatta iletişimde de kötüleşerek hiçbir şey elde edemediğimizi görüyorum.Kalpten söylenecekse söylenmeli tüm güzel sözler.Takdir etmeli,kutlamalı ve en önemlisi bunları samimiyetle yapmalı...
Karşılıklı iletişim sayesinde "korku"ön yargısını yıkan bir toplum olmalıyız.
Bana,benden korktukları için değil,sevdikleri için saygı göstermelerini isterim öğrencilerimin.
Ve her güzel rüyanın gerçekleşmesini:)))
Mutlu hafta sonları...




29 Kasım 2010 Pazartesi

Gülümsemek Üzerine



"Hiçbir zaman gülümsemekten vazgeçme,üzgün olduğunda bile.Gülümsemene kimin ne zaman aşık olacağını bilemezsin".(Ne kadar doğru bir söz,yaşadım ve biliyorum:))
*Gülümsemek böyle bir şeydir işte:Taşı suya attığımızda yayılan dalgalar gibidir,yüzden yüze yayılır.
*Bölüğe yeni yüzbaşı gelmiş,daha kendi gelmeden ünü gelmiş:"Çok takıntılı adamdır,dikkat edin!"
Bölük komutanı askerleri toplamış.
Adım Ahmet KIRÇ,soyadımdaki "R"yi unutanı yakarım!"Herkes stres içinde.Beş gün sonra  bir askeri çağırmış."Söyle,ne benim adım soyadım?"Asker titremiş ve kekelemiş
"Ahmet GÖRT!"
Kendisiyle barışık olmayan insanlar dünyaya gülümsemezler...
*Ne gülüyorsun deli gibi"deriz ya;aslında psikolojik problemi olanların %90'ı somurtur.


Ahmet Şerif İzgören'in "Şu Hortumlu Dünyada Fil Yalnız Bir Hayvandır"kitabından alıntıdır yazdıklarım.
Gülümsemeyi unutan bir toplum olduğumuzu düşünüyorum.Ve ben neredeyse kahkahalarımın tümünü sınıfımda harcıyorum.Her şeye gülebilen yapıları var onların.Onlar gülüyor,ben de gülüyorum.Olur da uzaktan seyreden birisi olursa"şüphe ediyorum öğretmenliğinden"diye iç geçirebilir:)
Sordukları sorular,dişlerine bulaşmış şeker boyaları,benzetmeleri,dizileri yorumlamaları ve sınav kağıtları:)
Bir öğretmen arkadaşın sınav kağıdına bakıyorum.Soruda "arkadaşın defterini yırtsa,ne düşünürsün?"gibi bir cümle vardı.Doğrucu kuzu"üzülürüm,saçını yolarım"cevabını yazarak yaptığı davranışının yanlış fakat verdiği tüm cevapların içtenlikle yazıldığını ispatlıyor.:)
Bu gün başımı kaldırdığımda Ersin'in bana baktığını gördüm.Gözümü kırparak gülümsedim.
"Ürtmenim sanki sağ kulağınız yapışık,sol kulağınız ayrık"dedi.
Hemen sınıfta bir gürültü koptu:
Hayoooor bikerem öğretmenimizin kulakları çok güzel:))
Saçları da kırnışıkkk(Kıvırcık:))
Gözleri de mavi olmuş(Göz farı:))
Tırnakları da fazla beyaz(Buna çok güldüm:))
Bir dakika içerisinde benim hakkımda birçok şey yorumlanıyor,bakakalıyorum yüzlerine:))Dersi kaynatmanın farklı şekilleri bunlar:))
Hayatımın renkleri:)
Özetle,yaşamın zorlukları karşısında küçük sevinçler yaratabilmektir gülümsemek...
Gülmeli,deli deseler de:))...
resim:Özellikle Japon çizgi karakteri gibi görünen gözlere dikkat:))Evet,gülümserken kısılıveriyor gözlerimiz,büyük küçük:))

26 Kasım 2010 Cuma

"Dalgaları Aşmak" beni Mimmmmlemek istiyor:)



Beni mimlerine dahil eden "Dalgaları Aşmak"
Bu mim olayını birlikte yürütelim diyorum ne dersin?:)
Seni sevdiğimi söylemek istiyorum:)
Cevaplarımla değil de hislerinle beni tanıdığını ve sevdiğini düşünüyorum.Bilmem ne dersin?:))
1- En sevdiğiniz kelime: Canım.

2-Nefret ettiğiniz kelime:"Ben sana demiştim"cümlesi:))
3-Ne sizi heyecanlandırır: :))Heyecanlı bir yapım var.Yenilikler heyecanladırır diyebilirim.
4-Heyecanınızı ne öldürür: Engeller...
5-En sevdiğiniz ses: Yüreğimin iki sesli ezgisi.Elini yüreğine koyan her insan var oluşunun ne güzel bir mucize olduğunu hissedebilir.Ve belki yaşadığı için şükreder...
6-Nefret ettiğiniz ses: Okulumuzdaki zil sesi,sınıfta kalorifer borusundan çıkan ve ders yapmamı engelleyen"fışssspışsssssssisssusssss"sesi:).Ha bir de yükses sesle konuşulmasından hiç hoşlanmam:)
7-Hangi mesleği yapmak istemezsiniz : İstemem değil de hastanelerde çalışamazdım.Kan görmeye dayanamadığım için ve hastane kokusunun beni rahatsız etmesi yüzünden...
8-Hangi doğal yeteneğe sahip olmak isterdiniz: Superman Superman olmak lazım bazennnn:)(Ama bu doğal olmadı:))
9-Kendiniz olmasaydınız kim olmak isterdiniz:İyi ki benim:)
10-Nerede yaşamak isterdiniz:Sevdiğimin yanında:)
11-En önemli kusurunuz:Çabuk sinirlenirim:)
12-Size en fazla keyif veren kötü huyunuz:İnsanın kötü bir huyu kendisine keyif verir mi?Çikolatayı çok sevmek bir kötülükse;evet ben kötüyüm!:))
13-Kahramanınız kim:O ve babam:)
14-En çok kullandığınız kötü kelime: Pokemon:)
15-Şu anki ruh haliniz:Ahh ahh...
Okul sonrası minyatür öğretmenler odasında toplandık .(Evet odamız çok küçük,paçalarımda 38,39,40 numaralı ayakkabıların izi var.Masaya sığamıyoruz:))Müdürümüz her zaman olduğu gibi yine aynı konuşmaları yaptı.Sıkıldım,sinirlendim.Öncesinde asker yemeğine gittik köy evine.Yer sofrasında şakalaştık,güldük.Mutluydum.Şimdi ise burnum tıkalı,nefes almakta zorlandığım için sinirliyim ve halsizim...Ruh halim ortaya karışık işte...
16-Hayat felsefenizi hangi slogan özetler : Mutlu olmak için mutlu etmek...
17-Mutluluk rüyanız:En sevdiğim dostumun adı Rüya:)Onun dışında mutlu olmak için rüya görmüyorum:)
18-Sizce mutsuzluğun tanımı : Sevgisizlik...
19-Nasıl ölmek isterdiniz : Yalnız ölmekten çok korkarım.Yatağımda ve huzurla...
20-Öldüğün zaman cennete giderseniz Allah’ın size ne söylemesini istersiniz:"Sen,razı olduğum kullardansın."
Ve bitttiiiiii:)
Müzik dinlemek istersen  tık
resim:google;görseller.

23 Kasım 2010 Salı

İçimdeki Köy Masalı...



Bizim köy…
Sahiplendiğim kadar bizim…
Minibüsün sesi yeni bir günün başlangıcı.Her zamanki yer;şoför arkası,pencere kenarı.Satranç tahtasına dizilen taşlar kadar sabit ve dik…
Belki onlardan biraz daha sevimli,daha merhametliydik…
U dönüşü yapılabilen hayatta,dönüş yapılamayan yollardan geçmek de zor.
Tesellisi ;kovan peşinde arı kuşları,tarlaya koşan fareler,hızımızla dallarından ayırdığımız sarı yapraklar…


Dağların zirvesinde şato olduğunu okurduk masallardan…
Biz zirveye çıktıkça masallardan uzaklaşırız.Mavi önlüklüler savaşçı edasıyla toparlanırlar okul bahçesinde.Hiza alır ve beklerler…
İneriz arabadan…
Eksikler belli olur sırada.İneğin peşinde koşanlar gecikirler,yüzlerinde un bulaşığı çocuklar erkencidirler…
Babasız erkeklerin saçları daha uzundur.Hafta sonu inilen şehirde ilgilenmez hiçbir berber.Elindedir bir tutam saç müdürün…
Müdür bilmez,müdür kızar,müdür keser…
Bir tutam acı…
Andımız ile Atatürk’ün açtığı yol yinelenir.Diz boyu karda açılan yol gibidir çocukların hayali…Hayal kurmaktan vazgeçmezler…
Öğretmen zilinin öncesi,simit çıtırtısı,çayın fokurtusu ve belki aç karnın gurultusudur…
Bir tatlı huzurdur kahvaltı muhabbetleri.Tadına doyamadan başlar ders…
Mevsim kış ise çocuklar kalorifer önündedir.Islak çorapları ise peteğin üzerinde…
Kapı açılır açılmaz başlarlar şikayete.Çıkmayanlar,konuşanlar,kuduranlar…
Kategorileri de kendileri kadar masumdur.
Masada bir elma bekler öğretmeni,eğer harçlığı var ise elmanın yerini öğretmenin sevdiği çokoprens alır.Çokoprensesleridir öğretmen onlar için…
Tenefüslerde itişirler öğretmen yanında yürüyebilmek için.Hele bahaneyle öğretmenin saçına,tenine dokunmaları…
Onlar için bambaşka bir güzelliktir…


Kin beslemez onlar.Öğretmen kızdıysa vardır bir sebebi.Susar,gözlerinin içine bakar.Canı yanarsa eğer duvar dibinde ağlar…
Düştüklerinde ağlamazlar.Yüzlerinden akan kanla öğretmen korkarken onlar kanlı elleriyle öğretmeni sakinleştirirler.Yarabandı kapatır yaralarını,asıl kapanmayan yaralar acıtır canlarını…
Sakınan gözlerine çöp batmaz;hiçbir zaman göze batmamıştırlar…
Ve sakınmamış…
Hasta olmazlar.Ders ile çelişen hayatlarıyla yeni bir ders vermiştirler hayata…
Babası kör,babası felç,babası yok,babası var ama yok!
Olanın da derdi çok…
Anneler tandır başında,kapı önünde,tarlada,mezarlıkta dua etmekte…
Kardeşler ellerinde sıcak ekmek,ayaklarıyla toprağı eşelemekte…
Ve onlar…
“Alçak” kelimesinin zıt anlamına “dürüst”yazacak kadar içtendirler.
En büyük hediyeleri defter kağıdından yaptıkları zarf içindeki mektuplarıdır.
Ve hediye,gazete kağıdına sarılı olan masum yüreklerinden kopan bir parça candır.
Öğretmene en güzel armağanı vermektir istekleri,niyet denizinden çekip çıkarırlar en güzel hediyeyi…
Attıkları şen kahkahaları…
Ve öğretmenleri çok sever onları…

İyiyi iyi değil,kötüyü iyi yapan,öğretimin yanına eğitimi katan,gece yatağına huzurla yatan öğretmenlere selam olsun!
Buketle değil de kökünden topakların sallandığı dağ çiçeklerim,yanağıma konan utangaç öpücüklerim var…
Bu gün benim!
Ben köy öğretmeniyim…

21 Kasım 2010 Pazar

Bi Garibim Sanki:)


Sevgili Dalgaları Aşmak,”garip alışkanlıklarımız”ile ilgili bir şeyler yazmamı istemiş.Teşekkür edip,cevaplıyorum:)


*Solumda birisi varken rahat yürüyemem,illa sağımda olmalı:)
*Kitapçıya girdiğimde ilk olarak kitapların sayfalarını koklarım,kitap kokusu manyağıyım.Bu alışkanlığım ise ilkokulda dağıtılan ünite dergilerini koklamakla başladı:)
*Alışveriş için dışarıya çıktığımda hiçbir şey almasam da çorap alırım.Ev renk renk çorap dolu.Bazılarının eşlerini bulmakta güçlük çekiyorum.
*Çayı sade içmem.Yanında mutlaka tatlı ya da tuzlu bir şeyler olmalı:)
*Dergileri ve gazeteleri sondan başa doğru okurum.Uzun paragrafları okuyamam,buna rağmen kitaplarımı nasıl bir çırpıda bitiriveriyorum bilemiyorum.
*Kafamda herhangi bir konuyu kurarsam(bilen bilir:))illa istediğim gibi olmalı,senaryoya ters düşmemeli.Manyakça bir şey olsa dahi:)
*Islak kapı koluna dokunmak…Oyoyoyyyy aklıma geldiğinde bile garip oluyorum.O an o kolu ıslatanı bir kılıç darbesiyle ortadan ikiye ayırmak geliyor içimden:)
*Jelibonları renklerine göre ayırıp yemek:)Hangi varlık benim gibi çaba gösterir bilemiyorum.
*Uyumadan önce beni rahatsız edecek hiçbir saç tokası,kolye ,küpe,yüzük üzerimde olmamalı.Ha bu arada alakasız ama yazmadan edemeyeceğim;uyandığında yastıkta saçını görüp”böceeeeeeeeeeek”diye yataktan fırlayan da benim:)Saçımın siyah olması böyle bir durum da yaratabiliyor:)
*Açık kapı olmamalı,açık kapılardan korkarım ben:)(Bir gıcırtı duydum sanki:))
*En olmadık durumlarda gülesim gelir.En feci olanı da bu bence…Zor durumda bırakabiliyor beni.
*Sinirlendiğimde kirpiklerimle uğraşırım.Bir sinir hali bu kadar mı belli edilir:)
*Evden dışarı çıkarken mesela saat 12.55 ise onun 13.00 olmasını beklerim.Seviyorum sayıları yuvarlamayı:))
Vuuuu..huuuuuuuuuu...işte ben de garibim:)
Hem de bi garibim:)
Ben de adım adsız,kiraz çiçeği,seyyah mimoza ve sakince'ye soruyorum:
Var mı sizde de garip alışkanlıklar?
resim:deviantart

16 Kasım 2010 Salı

Başlıksız olmalı bu başlık

Kahve,çikolata,kitap,hapşırıldıktan sonra bir kenara konan mendil,baba,abi...
Anne yok...
Anne İzmir'de.
Sıkıcı bir bayram sevgili okur.Okursan sen sıkılma olur mu?
Bugün şımarmak istiyorum.Hatta şımardım.
"Çok sevdiğim ve bir o kadar da değer verdiğim melek insana sevgiler.."diyen bir tatlı kuzucuk kutladı bayramımı,şımarttı beni çok...Okuması için babasıyla kavga etmiştim:)Cadı olmak lazım bazen...
Kuzucuk mu?
Anadolu Lisesi'ni kazandı.Öğretmen olacak inşallah...
Kuzu dedim de...
Kuzular evde kavurma olmakta şimdi değil mi?
Bu bayram dilerim ihtiyaç sahibi insanlar mutlu olurlar.Amaç sadece et yemek olmasa...
Poffffffffffff diyesim geldi.
Başlığı olmayan bir yazı da böyle olmalı...
"Ortaya karışık"
Kitap okuyorum.Ayrıntılı bilgi:tık

"Kitapyurdu"sağolsun bana birçok kitap ayıracı yollamış.Onları da kuzulara dağıttım.Bir heves bir heves...
Sırf ayıraç için kitap okuyan öğrencilerim var:)
Yeter ki okusunlar.Ama okuduklarını bana anlatırken uydurmasınlar:)
Bazen remix yapıyorlar, tüm kitaplardan kafalarına göre anlatıyorlar:)
Neyse sevgili okur...
Arada yazmak lazım böyle.
Yazmazdım da...annemi özledim be!!
Sen o zaman bırak yazdıklarımı bir kenara ,güzel bir şarkı dinle sayfamda.Gerçi sana kötü gelebilir,ama dinle benim için:)

28 Ekim 2010 Perşembe

Ömür Dediğin...

Parmaklarım tuşların üzerinde,ekrana bakakalıyorum.
Yazacak çok şey var,fakat yazmak da istemiyorum.
Hayat devam ediyor;dayımsız...
Hep güzel şeyleri hatırlayıp gülümsüyorum...
İYİ olmalı insan!!
İyi anılmalı...
Ve ben onu hep iyi anıyorum.
Şuan bloga yazmak oldukça anlamsız benim için.
Uğramayabilirim.
İyi baksın kendine herkes.
Bu arada,dert etmesin ufak şeyleri.
İyi olsunlar sadece...
Kuzucuklarım iyiler,onlar da sus pus oldular halimi görünce...
Masama doldurmuşlar ellerindeki yiyecekleri,dayanamıyorlar bana...
Neyse...
Öyle işte...
Sevgiler...

23 Ekim 2010 Cumartesi

Sıcacık Bir Hediye:)



Serinliği iyiden iyiye hissetmeye başladığımız bu günlerde üzerimizde ince katmanlar oluşturacak kıyafetler giyiyoruz..Mevsim kış ise eğer katman daha da kalınlaşıyor. Özellikle üzerimdeki montu,bereyi,atkıyı,eldivenleri,kulaklıkları ve sayamadığım nice ağırlığı çıkarırken askılığın yanındaki sandalyeye yığılıp kalıyorum:)

Bildiğin topaç oluyorum.Yani kışın okulun bulunduğu tepeden birisi parmağıyla dürtse aşağıya doğru yuvarlanmakla kalmayıp,koca bir kartopu haline dönüşebilirim.
Kardan ezgiler:)
Öğretmen arkadaşım kışın dikey pozisyondan yatay pozisyona geçince çok gülmüştüm:)O kadar dik yürüyordu ki düştüğünde dizlerini kırmadan kara uzanıverdi:)Ağırlığı tutturamadı:)
Sonbaharın benim için en önemli aksesuarı renki fular ve şallardır.Öyle ki,pazarlarda tezgahların üzerindeki güzel fularları gördüğümde dayanamayıp aldığım anlar çok olmuştur.
Kırmızı,pembe,mor,lacivert,yeşil,beyaz…
Köyde kullanırken teyzelerin”hiii,üşüttün mü,kıyamam,yazık boğazını da sarmış:)”cümlelerini duysam da kullanmaktan vazgeçmiyorum.Hoşuma da gidiyor aslında muhabbetleri.Açıklamasını yapıyorum.”Eee sana oyalı yazma verelim de bari onu sar.”diyorlar…
Okuma yazma öğrettiğim bir teyze şehre inerek benim için bir fular almış:)
Gel de sevinme!!:)
Ne garip bir orta yolu bulamıyorum.Hüznü de sevinci de zirvesinde yaşıyorum:)
Neticede mutluyum şimdilik:)
Güzel bir hafta sonu olsun herkes için…

21 Ekim 2010 Perşembe

Çocuk...


Çocuk olmak zor buralarda…

Hele dağların tepesindeki o evde yaşıyorsan…
Evde ne Heidi’nin evi gibi şirin bir yer ne de çatı katında yumuşak yataklar var.
Belki yirmi,belki de daha fazla nefes,yürek,can…
Nöbetleşe gidilen çobanlık sırası Ferdi’de..
Ferdi benim öğrencim…
Hayvanların birbirlerine saldırısını görüp,ayırmaya çalışmış.Gelen boynuz darbesiyle sağ gözünün hemen altı yırtılarak kana karışmış.Yüzünü çevirmese gözünden olacağını anlattı bana bu gün…
Ben okul sonrası kurs ile cebelleşirken dışarıdan beni seyrettiğini gördüm.Dersi bırakıp koştum yanına.O haldeyken çıkmış gelmiş yanıma…Sevindim…Yüzünün halini gördüm sevincim yarım kaldı…
Açılamayan mor bir göz,özensiz bir yapılan pansumanla kapanan yara…
Ailesi ile karakola ifade vermeye gittiklerini anlatıyor küçük kardeşi.”E şimdi ineği mi sorguya alacaklar?”diye soruyor bana…Kendimi tutamayıp gülüyorum…
Ah be çocuk!
Keşke baban kendini sorgulasa,olmasa bu kadar çocuk!
Yoksa yaş değil,kan akacak boncuk boncuk…
Ve akmış akacağı kadar kan gözlerinden…
Gezdiğim tüm velilerden sonra en son onların evine gideceğim…
Dağın tepesindeki o ev…
Ve içeri giremeyeceğim…
Girmemi isteyen fakat mahcup bir yüzle gözüme bakan veliden sonra…
Kapıda tahtaların üstüne asılı çamaşırların yanında sohbet edeceğim biraz…
Belki kapı önündeki çeşmeden bir su içeceğim…
Boğazımdaki düğümün açılmasını sağlayacak…
Kimbilir
Belki…

20 Ekim 2010 Çarşamba

MİM'lerin İçinden...

Okul tahmin ettiğimden daha fazla yoruyor bu aralar...Kuzuluktan ejderhalığa geçiş yapan öğrencilerim bunda büyük rol oynamakta.
Sevgili "Kiraz çiçeği"ve "Kendimce"sayfalarındaki soruları benim de cevaplamamı istemişler.Yeni yazma fırsatı bulduğumu bildirip,tekrar teşekkür ediyorum:)
İlk soruyu cevaplayayım:
"Düşünün, hayatta istediğiniz herşeyi elde etmişsiniz.Maddi olarak durumunuz iyi.Etrafınız, sizden övgüyle bahseden insanlarla dolu. Bu durumda ne yapardınız?"
İnsanların yaşamları boyunca beklentileri bitmez.Elde ettiklerini sandıkları birçok şeyin yanında,ne kadar eksikliklerinin olduğunu fark edemezler bile…
Yazıyı yazarken dönüp abime ve babama baktım.(Annem dayımın rahatsızlığı nedeniyle İzmir'de.İyi haberler getirsin diye umutla bekliyoruz...)
Gülümsedim...Abim"kuzuu hiç bana bakma kalkamam yerimden"dedi:)Ondan bir şey isteyeceğimi düşündü sanırım:)Halbuki onların yanında olmaktan ne kadar mutlu olduğumu düşünmüştüm...
Yaşımdan,yaşamımdan,işimden,ailemden,yüzümden,benliğimden,kazandığım paradan,yaptığım ev alışverişlerinden,veli gezilerinde sırf seviyorum diye gittiğim her evde yapılan patates kızartmalarından,kuzulardan,gülümsememden,sevdiklerimden,dostlarımdan,köyden,isyan noktalarında geldiğim okul sıkıntılarından...
Aslında hayatımdan çok memnunum...
Övgü beni utandırır fakat tanıyan,tanımayan dostların içten sözleri beni gerçekten mutlu ediyor...
Bu yüzden isteyen istediğine sahip olsun;benim ise birkaç dileğim var onlar da gerçek olursa her şey çok güzel olacak:)

İkinci mim ise en fazla okunan 5 yazım ile ilgili;

5)Ben ve Geçmiş

4)Sevginin Deney Hali

3)Yanayım Yanayım

2)Anneme Tüm İçtenliğimle

1)Yalnızlığın İlacı Bir Tas Şeker

"Sevginin Deney Hali"ni okuduğunuzda benim bir canavar olduğumu lütfen düşünmeyin:)Küçüktüm,ufacıktım:)))



18 Ekim 2010 Pazartesi

Ejderhanı Nasıl Eğitirsin?:)

Özellikle karakter isimlerine güldüğüm bu animasyon filmi içinde hala çocuk ruhunu barındıranların da keyifle seyredebileceğini düşünüyorum.Bu aralar öğrencilerimi ejderha gibi hissediyorum:)
Kararlıyım,eğiteceğimmmmmm:))

EJDERHANI NASIL EĞİTİRSİN?
"Cressida Cowell'ın romanından uyarlanan film, iri yarı Vikinglerin ve vahşi ejderhaların efsanevi dünyasında geçiyor. Ejderha savaşının bir yaşam tarzı olduğu Berk adasında yaşayan bir genç, yaralı bir ejderhayla karşılaşır ve dünyası alt üst olur. İkili daha sonra iyi arkadaş olacaktır."
Hadi siz de izleyin:)))

15 Ekim 2010 Cuma

Ziyaret...


Evde ders çalışmasını seviyor mu? Uyarılmadan derse başlıyor mu?

Köyün yüz metre uzağında,çamurlu yollarının bir örneğini daha göremediğim evin sahibi…
Yollarda yürürken batmayayım diye önüme konulmuş birkaç taş parçası…
Tahta bahçe kapısının gıcırtısıyla eve misafir geldiği anlaşılıyor.
Eve giriyorum;görebileceğim ikinci kapı evin giriş kapısı oluyor.
Kapı yok;kapısını kapatacağım bir oda olmadığı için…
Ev olsa belki ders çalışmayı sevecek…Bu yüzden okul sonrası kurslara katılıyor…


Ödevini yaparken yardım istiyor mu?
Babasıyla senede birkaç zaman geçiriyor.Anne okuma yazma bilmiyor…”abla”bulaşık yıkıyor,”abi”ev geçimine katkıda bulunuyor.Anne hiç vakit kaybetmeden doğurduğu bebeğini emziriyor.
Ses yok…Yardım da…


Kaç saat televizyon izliyor?
Okul sonrası sobanın yanındaki minderin üstüne attığı ağır çantasını kurutuyor.Dışarı çıkıyor.Oynayabileceği kimse yok…Eve geliyor,evin en üst köşesinde olan televizyonu başını yukarı kaldırarak hayretle seyrediyor…
İzliyor,izliyor,uyuyor…Tek eğlence sihirli kutu oluyor…


Düzenli kahvaltı yapıyor mu?
Odaya girdiğimde yere hazırlanmış bir sofra karşılıyor beni.”Hoca,bunu da ye,bak daha çay da yapacağım!”diyor…
“Anneeee,hayır sarımsaklı şeyler koymaaa,öğretmenim okula gidiyor,öğretmenim güzel kokuyor!”diye uyarıyor annesini…
Sabahları okula gecikecek diye kahvaltı yapmayı ihmal ediyor…
Zeynep mi?...


Evli olan abisinin kaçırdığı başka bir kız yüzünden ev karşışıyor,kızın annesi suçsuz olan Zeynep’in annesine saldırıyor.Kimse duyamıyor…Evleri köyden çok uzakta olduğu için çocuklar bir gün boyunca yemek yiyemiyorlar…Beşinci saat gözleri kayıyor…
Düzen,kahvaltı,hayat…Birbirine karışıyor…


Evde sağlık ve temizlik kurallarına dikkat ediyor mu?


Bir başka kadının çocuğu hakkında konuşuyor veli:
Ya o kadın çocuğunu ayda bir yıkıyor!Kokacak kız,ben haftada bir yıkıyorum…
Haftada en az iki kez yıkanacağından habersiz,eleştiriyor herkesi…
Sınıfın yarısının diş fırçası ve macunu yok.O konuya hiç girmiyorum bile…


Yaptığım veli ziyaretleri hayatıma çok şey kattı…
Görmek istemediğim çok şeyi gördüm…
Şimdi hem çok yorgunum,hem de hasta…
Keyfim de yok…
Dinlenmek istiyorum…

10 Ekim 2010 Pazar

Aşk dediğin...?




Nedir aşk?
(Düşünürken şarkıyı da dinlemeli:))

9 Ekim 2010 Cumartesi

Mavi cumartesi...


Cumartesi;
Sabahın gülümseten güneşi,
Pazardaki amcanın "ben de burdayım!"diye çıkardığı tok sesi,
Sınıfımdaki dökük sıraların yüzüne örtmek için binbir emekle aradığım mavi örtüler,
Ve keçeli kalemler...
Duvarları çiçeklendirmek için aldığım stickerler,
Bol köpüklü bir kahve,
Anneye sarılarak geçirilen bir saatlik uyku,
Bahçeden toplanan yeşil cevizlerin içini açtığımda yaşadığım mutluluk,
Öğretmen dostumla yapılan sıcacık sohbetler
(Öğretmen atasözler ve deyimlerden bahsederken "Düşenin dostu olmaz."der.Sevimli kuzucuğu"Haklısın be öğretmenim,babam traktörden düştüğünden beri bir tane dostu olmadı:))
Ve buna benzer onlarca hikaye...
Akşama hazırlanan güzel bir sofra,
Ve internet:)
Özetle ben nasıl mutluysam öyle geçiyor...
Yarın da güzel olsun hepimiz için...
resim:deviantart