canı sıkkın haller etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
canı sıkkın haller etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Haziran 2011 Cuma

Öğrendim

Minik bir çocuğun bilgisayarı iki kez açıp kapatmasıyla,bilgisayarın bozulabileceğini;bununla kalmayıp onlarca birikimin,dosyaların,çalışma evraklarının silinip gideceğini,geri getirmek için debelenilse de başarılı olunamayacağını öğrendim...
En çok şunu öğrendim;
Bilgisayarınızda önemli gördüğünüz her ne varsa mutlaka yedeklemeniz gerekiyor.
Aslında birçok kişi bunu yapıyor.
Sadece ben ve benim gibiler bunu akıl edemiyorlarlar.
Sinir bozucu bir durum...
Sinirlendim...

15 Ekim 2010 Cuma

Ziyaret...


Evde ders çalışmasını seviyor mu? Uyarılmadan derse başlıyor mu?

Köyün yüz metre uzağında,çamurlu yollarının bir örneğini daha göremediğim evin sahibi…
Yollarda yürürken batmayayım diye önüme konulmuş birkaç taş parçası…
Tahta bahçe kapısının gıcırtısıyla eve misafir geldiği anlaşılıyor.
Eve giriyorum;görebileceğim ikinci kapı evin giriş kapısı oluyor.
Kapı yok;kapısını kapatacağım bir oda olmadığı için…
Ev olsa belki ders çalışmayı sevecek…Bu yüzden okul sonrası kurslara katılıyor…


Ödevini yaparken yardım istiyor mu?
Babasıyla senede birkaç zaman geçiriyor.Anne okuma yazma bilmiyor…”abla”bulaşık yıkıyor,”abi”ev geçimine katkıda bulunuyor.Anne hiç vakit kaybetmeden doğurduğu bebeğini emziriyor.
Ses yok…Yardım da…


Kaç saat televizyon izliyor?
Okul sonrası sobanın yanındaki minderin üstüne attığı ağır çantasını kurutuyor.Dışarı çıkıyor.Oynayabileceği kimse yok…Eve geliyor,evin en üst köşesinde olan televizyonu başını yukarı kaldırarak hayretle seyrediyor…
İzliyor,izliyor,uyuyor…Tek eğlence sihirli kutu oluyor…


Düzenli kahvaltı yapıyor mu?
Odaya girdiğimde yere hazırlanmış bir sofra karşılıyor beni.”Hoca,bunu da ye,bak daha çay da yapacağım!”diyor…
“Anneeee,hayır sarımsaklı şeyler koymaaa,öğretmenim okula gidiyor,öğretmenim güzel kokuyor!”diye uyarıyor annesini…
Sabahları okula gecikecek diye kahvaltı yapmayı ihmal ediyor…
Zeynep mi?...


Evli olan abisinin kaçırdığı başka bir kız yüzünden ev karşışıyor,kızın annesi suçsuz olan Zeynep’in annesine saldırıyor.Kimse duyamıyor…Evleri köyden çok uzakta olduğu için çocuklar bir gün boyunca yemek yiyemiyorlar…Beşinci saat gözleri kayıyor…
Düzen,kahvaltı,hayat…Birbirine karışıyor…


Evde sağlık ve temizlik kurallarına dikkat ediyor mu?


Bir başka kadının çocuğu hakkında konuşuyor veli:
Ya o kadın çocuğunu ayda bir yıkıyor!Kokacak kız,ben haftada bir yıkıyorum…
Haftada en az iki kez yıkanacağından habersiz,eleştiriyor herkesi…
Sınıfın yarısının diş fırçası ve macunu yok.O konuya hiç girmiyorum bile…


Yaptığım veli ziyaretleri hayatıma çok şey kattı…
Görmek istemediğim çok şeyi gördüm…
Şimdi hem çok yorgunum,hem de hasta…
Keyfim de yok…
Dinlenmek istiyorum…

10 Ağustos 2010 Salı

Anıtkabir'i anlatmak...

Ankara’ya gittiğimde,uğramak istediğim yerlerden biriydi Anıtkabir…

Bu kez oraya öğrencilerim için gidecektim…
Derslerimden birinde Anıtkabir’den bahsederken,öğrencilerimin çoğu boncuk gözlerini açmış şaşkın bir vaziyette beni dinliyorlardı.Büyük dedemin,meclis açıldığındaki ilk milletvekili olduğunu,fakat meclise giderken,yolda Ermeniler tarafından öldürüldüğünü,bu yüzden Anıtkabir’de ismi olup resmi olamayan milletvekillerinden birisi olduğunu söylüyordum.Anıtkabir'de Atatürk hakkında öğrenecekleri çok şey olduğunu söylediğimde,merak edip sorular sormaya başladılar.Orada sadece anıt bir mezar olduğu düşüncelerinin yanına yeni bilgiler ekledim.Atatürk’ün kıyafetleri,savaşlar hakkında bilgiler,resimler,belgeler,ev eşyaları,hayran kalınacak bir kütüphane,çeşitli madalyalar,ressamların duvarlara yaptıkları savaşı anlatan resimler,arabalar ve dahası…
Hepsi o an gözlerinde farklı şeyler canlandırdılar.Kimi eşyalara insanların dokunabileceğini düşünüp”Atatürk’ü koklarım o zamaaan!!”diye sevindi,kimi bu kadar değerli olan bir şeyin mutlaka muhafaza edileceğini belirtti.
Düşündüm…
Yani,seneler boyunca anlatıp duruyoruz her şeyi.Hemen hemen hepsi de uçup gidiyor zihinlerinden.Birçok okul geziler düzenleyebiliyor.Köy okulları bundan da nasiplenemediği için ancak anlatıldığı zaman bilgi sahibi olabiliyorlar.
Bu bilgi açlığını gidermek için sanal müzeler oluşturuluyor.Fakat yine sıkıntısını internet problemi yaşayan köy okulları çekiyor.Nitekim ben de olduğu gibi…
Bilgisayarımı hevesle okula götürdüğümde sayfanın açılmasını bekleyerek birkaç saat zaman kaybı yaşamıştım.
Sağolsun yardım istediğim birkaç kişi çeşitli resimler ve sunular bularak en azından projektör yardımı ile çocuklara sunmamı sağladılar…
Ben de gittiğimde fotoğraf çekmeme müsaade edilen yerlerde çekim yaparak dönem içinde onlara sunabileceğim çeşitli albümler oluşturdum.
İmkanı olan her ailenin çocuğunu götürmesini çok istiyorum.Yani,faydalanılabilen mükemmel bir yer varken,gidilmemesi üzücü bir durum olur…
****
Geçenlerde telefonumda yabancı bir numaranın beni aradığını gördüm.Açar açmaz üürtttmeniiim sesini duyduğumda arayanın Ersin olduğunu anladım:)
“Ürtmeniim nasılsın?Tahinin çıkmadı değil mi ürtmenim?(Tayin demeyi de öğrenecek:)
“Yok canım,sizinleyim yine:)”
“Tatiliniz nasıl gidiyor?”
“İyi,Ankara’ya gidebildim şimdilik.”
“Aaaa Anıtkabir’e!!Resim getirirsiniz dimi ürtmenim?”
“Getiririm elbette.Sen ne yapıyorsun?Okula gidiyor musun,kitap okumak için?”
“Yok,ürtmenim,tarla işlerimiz oluyor.Gitmedim valla(Açık sözlü:)
“Bu numara kimin?”
“Senin ürtmenim”
“Hayır arayan numara kimin?”
“Benim ürtmenim”
:)“Kaydediyorum,o zaman.”
“Örencim Ersin diye kaydedersin ürtmenim(Yol gösterici:)
Tüm çocukların selamı var.
Kızlar sabahtan akşama kadar oyun oynuyorlar,haberin olsun ürtmenim(Kızlara düşman:)”
“Hadi öpüyorum Ersin seni.”
“Ben de öpüyorum seni(Öğretmeni arkadaşı zanneder:)”
Telefonu kapattığımda bir süre güldüm…
Sonrasında düşündüm:
Dünyası,tarlanın dört bir köşesi olan çocukların ellerini topraktan arındırıp geçmişi öğrenebilecekleri gezilerin içine soksalar,ne büyük bir iyilik yapmış olurdu,o sözleşmeli öğretmenleri küçümseyen ve hatta oy için geziye çıkan büyük büyük insanlar!!!

24 Haziran 2010 Perşembe

İletişimin bozuk hali

Mutlu anlarla zamanı doldurmak adına yapmak istediğimiz şeydi birlikte bir şeyler paylaşabilmek.Bizi okul çatısı altında buluşturan eğitim sisteminin soğukluğuna inat sıcak sohbetler yapabilmekti gayemiz.Güzel gülüşlerimizi servis şoförümüze bulaştırdığımız için o da bizden birisiydi.Bizim kadar sıcak,içtendi…

Gel gelelim iktidarı kevgir bir idareci olunca,sevgi denizimiz kevgirden acımasızca boşalabiliyordu.Bugün bunun en canlı örneğini bir kez daha yaşadık.
Bir gün öncesinden planlanan mangal düşüncesine şoförümüz de dahil olmak üzere herkes katıldı.Sabah tüm malzemeler alınıp öğretmenler odasındaki masanın üzerine yerleştirildi.Sabah yapılan birkaç işten sonra herkes yemek için türlü işlere girişti.Kimi patlıcan közledi,kimi köfte yoğurdu.Kimi esprileriyle ortama şen bir hava kattı.Masa örtümüzün üzerine serilen zamanı geçmiş gazetelerle inşaat işçileri sofrası görünümü verildi.

Herkesin masa etrafında toplanmasını beklerken müdürümüzün kendi odasında yemek yeme kararını duyduk.Yüzümüzün düşmesine neden olan bu olayı umursamadığımızı belli etmek için yemek esnasında kahkahalarımızı daha içten attık,daha tatlı sohbetler etmeye başladık.
İnsanlar bazen tek bir kelimeyle de kendilerini belli edebiliyorlar değil mi?
Ama benim sıkıntım bu değildi!
Dün gece vefat eden Müdür yardımcımızın babası için okul sonrasında hep birlikte baş sağlığına gidelim dedik.Müdür beyden izin almak için kimse yanaşmayınca odasına doğru yöneliverdim.
Kapıyı nazik bir şekilde tıklattıktan sonra kendisinin bana sırtı dönük bir şekilde bilgisayar ekranına baktığını gördüm.”Hocam,biz..”dememe kalmadan”gidebilirsiniz!”dedi.
Bana,insanlarla konuşurken yüzlerine gülümsemem ve kibar olmam öğretildi.Karşımdaki çocuksa eğer seviyesine iner,büyükse mümkün oldukça gözlerine bakarak konuşmayı tercih ederim.
“Hocam,size bir şey söyleyebilmem için yüzünüzü görmem gerekiyor.”dedim.
Suratı asık bir şekilde yüzüme döndüğünde,gülümseyerek
“Teşekkür ederim.”dedim.
Anlatmak istediğim cümleyi hem yarıda bırakmış,hem de bazı devlet dairelerinde insanların davrandığı gibi benimle umursamaz bir şekilde konuşmaya başlamıştı.
Kendi adıma değil ama onun için gerçekten üzüldüm.
İletişim,sandığımız kadar zor olmasa gerek.Birbirimizi tanımadan,yüzlerimize dahi bakmadan içtenliğimizi,samimiyetimizi anlayabiliyorsak bunu yüz yüze daha kolay başarabiliriz diye düşünüyorum.
Yürekleri kevgir olan insanlar berrak suyu akıttıkları için içlerinde taşı barındırabiliyorlar.
Onları sevmiyorum…

Ben yine de bugünü,kemiklerimizi yemek için bekleyen,hatta kimsenin yanına yaklaşamadığı kocaman köpeğin burnunun dibinde fotoğraf çekerek hatırlamak istiyorum.
Çünkü o beni anlayabiliyor!!!