dilden düşenler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dilden düşenler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
26 Eylül 2010 Pazar
Nasihat
Uykunu götür,düşün bana kalsın
Gitmek,durmaktır
Hem bilir misin durmayı?
Giden gölgesiyle gidiyor,
Gitme,durma,uyuma…
Kimi can çekiyor,kimi niyet
Güneş,bulutu kestiriyor gözüne
Bulut,takılıyor dala
Hem bilir misin saklanmayı?
Çekme,takılma,saklanma…
Ateşin de gözleri sulanır,
Kent,gri bir şala dolanır
Ölür bu şehir tek başına
Hem bilir misin yalnız kalmayı?
Korkma,üşüme,ağlama…
ezgilimelodi
8 Eylül 2010 Çarşamba
Eksik...
Çiçeklere inandı çocuk...
Yeşil gülüşlerine baharın,
Göğeren dağların ardındaki kışın,
Ağladığı bile oldu bu şehirde,korkusuyla karın.
Çocuk,yine çiçeklere inandı…
Ne çiçekler topladı saçlarına?
Astı kahkaları kiraz dallarına.
Bir kırmızı gülüş anneye,bir ona,
Dolunay ağır ninni,
Suda ışık ve bir parça can,
Eşlik ederdi bayramda yanına…
Gözyaşı topladı avuçlarına,
Titreyerek dışarıda Eylül.
Yaprakların sesiyle konuşuyor,
Ellerinde deste deste gül.
Çiçeklere inandı çocuk,
Yalnız koymayan çiçeklere,
Her bayram toprağı yaran,
Islak 'sus'!la büyüyen,
Çiçeklere inandı...
-ezgilimelodi-
Her yıl birileri eksiliyor hayatımızdan.Bayram ziyaretleri azalıyor.Ve nedense bayram, eskisi kadar beni heyecanlandırmıyor.Bu şiir yüreklerinde yeri eksik olan herkese armağan olsun...
Mutlu bayramlar…
resim:deviantart
1 Eylül 2010 Çarşamba
Yalnızlık...Ömür Boyu...
Öğretmenliğimin ilk haftalarıydı.Köyün havasından çok sessizliği ürkütmüştü beni.Bir şeyler vardı,farklı bir şekilde karşıma çıkacaktı.
Öğretmenler odasındaki dolaplardan birini seçtim kendim için.Sanki uzun zamandır el sürülmüyormuş gibi duruyordu.Dolap bile kendine küskündü,açılmıyordu.Bir kaç eski kitap ve araya sıkışmış bir resim buldum.Mezuniyet fotoğraflarından biriydi bu resim.Gülümseyen bir yüz,siyah fönlü saçlar ve mezuniyet giysisi.”Kim bu?” diye sorduğumda öylece kalakaldı herkes.Söyledikleri;”bizim buradan bir Habibe Öğretmen geçti”sözü oldu.Anlatmaya başladı bir öğretmen…
İmkansızlıklar içinde bitirilen bir okuldan sonra ilk atanma yeriydi,bu okul.Yalnız gelmişti,yalnız da gidecekti…Köyde lojman olmadığından, muhtar ahırdan bozma bir ev yaparak öğretmenin orada kalmasını sağlamıştı.Kırık dökük bir ev ve yalnızlık…
Kısa zamanda köy hayatına alışmıştı.Okuma yazma bilmeyen bayanlara yardımcı oluyor,öğrencilerinin hepsini ayrı bir hazla seviyordu.Maaşından ne kadar artarsa üç beş kuruş ailesine yollayarak onların geçinmelerine de yardımcı oluyordu.Her şey yolundaydı…
Ta ki…
Sabah öğrenciler her zamanki gibi merdivenlerin önünde sıralanmış,öğretmenlerini bekliyorlardı.Her zaman vaktinden önce okulda bulunan Habibe öğretmenden ses gelmeyince okul müdürü ve öğretmen arkadaşları evine doğru yürümeye başladılar…
Seslendiklerinde kimsenin ses vermediğini duydular.Kapıyı kırmak hiç zor olmadı onlar için…Ahırdan bozma bir ev ne derece sağlıklı olur bilinmezdi.Bilinmedi de…
Sobadan sızan gaz,uykusunda yakaladı onu…Yalnızlık ömür boyuydu.Ölüm bile yalnız bıraktı onu…Çocukların feryatları,kadınların acı çığlıklarına karıştı.Şuan 7.sınıfta okuyan Yusuf,öğretmeninin o dönemlerde ölümünü hazmedemeyip gelişim sıkıntısı yaşadı…Hala okuma yazma bilmiyor…İsmine ağıtlar yakıldı,köy ağladı.Dinledim öyküyü,ben ağladım…
Cenazesini köy halkı aralarında para toplayarak evine yolladı…
O günden sonra hiçbir öğretmen köyde kalmadı.
Geriye,seneler sonrasında karşıma çıkan resmi kaldı…
O da can acıttı...
Blogcudaki sayfamdan taşıdığım bu yazıdaki selamım,Eğitim-Öğretim yılının ilk gün heyecanını emek hırsızları yüzünden yaşayamayacak olanlara gitsin...
Ve zor şartlar altından öğretmenlik yapan meslektaşlarıma...
Saygıyla...
resim:deviantart
21 Ağustos 2010 Cumartesi
Yalnızlığın ilacı;Bir tas şeker
Kırışık ellerin taşıdığı bir tas şeker,muhabbeti aratan…
Hayata direnemeyen omurgalarında koca bir yalnızlık barındıran...
Uzun ve yalnız bir ömrün pençesine düşen;O…
Kerpiç evin duvarlarındaki denizin dalgası,titrek ellerin fırça darbeleriyle oluşturulmuş,neredeyse yontma taş devrine rahmet yağdıran evin en sakiniydi...
Evin yolu geçeni değil de sonbaharın demini karşılıyor gibiydi…
Sarı,kuru,ayazı olan bir yol…
Köyde yaşayan tek oğlundan da ümidi kesmiş,hayata küsmüş,gülüşü hüzne kilitlemiş kendi halinde yaşıyorken,köye gelen öğretmenlerle konuşmak ümidiyle elinde bir tas şekerle okul kapısında belirirdi.
Öyle ya,ne yemek yapacak derman kalmıştı ellerinde,ne de konuk edebileceği bir yer…
Küçük odasına sığamayacağımızı düşündüğünden,elinde bazen bir çay,bazen akide şekerleriyle kapımıza kadar gelir,sohbet ederdi…
Sınıf penceresinden evine doğru baktığımda elinde odun parçasıyla toprağı çizdiğini görürdüm.
Sadık yarinin toprak olduğu düşüncesi içine yerleşmiş olacak ki,onunla dertleşecek kadar içine sığmayan bir şeyler vardı…
Sözler,yaşanmışlıklar,acılar…
Anlatmadı,anlatamadı derdini hiç…
Elinde dul kalmış bir yaşam vardı sadece,bankalara yatırılamayan…
Bankaya yatan da sadece yaşlılığının karşılığıydı…
Dumanlar tütüyor bahçelere kurulan sobaların üstünden.Çocuklar evlerin arasına sıkışan yollarda kendilerine oyunlar üretiyorlar,top yapıyorlar çamaşır suyu kutularını.Kadınlar tek merdivenli kapı önüne tüneyip,eşarplarının ucu ağızlarında birbirlerine laf anlatıyorlar.Erkekler evden bozma köy kahvesinde zamanı geçiriyorlar,telaşsız…
Geriye evin tek göz odasında,sedir üstünde,camdan dışarıyı seyreden yaşlı kadınlar kalıyor…
Ve bir de,
Yalnızlıktan firar etmek isteyen,yine de geçmişin elini bırakmayan bir kadın;
Selvi nine…
8 Haziran 2010 Salı
Orayı Biliyorum
Boşluğun ayrıldığı iki yol…
Orayı biliyorum.
Dilimin ucundaki yer.
Gün kavak boyu uzun
Gece tana selamsız.
Sonsuzluktan gelen iki otobüs,
Ötekini hiç görmedim
Diğeri zaten zamansız…
Boşluğun ayrıldığı iki yol...
Orayı biliyorum.
Uyku açar gözlerini,
Ay öper yıldızların ellerini,
Acemi yaşamların çadırı güneş,
Toprak,öksüz gölgeye kardeş…
Boşluğun ayrıldığı iki yol
Orayı biliyorum.
Yolun biri sana çıkar
Öteki,hiçbir yere…
ezgilimelodi
21 Mayıs 2010 Cuma
Ertelenmiş bir şiir
Ellerin ateş ateş,can yangınlarında,
Yaşlı halinde sözcüklerin genç.
Kırışıklıklar yumağı gülücüklerin aynalarda,
Ve en insani vasfın,sessiz ağlamakların…
Zaman topraktaki muazzam bir birikim ey ihtiyar!
Boşver,büyüt düşündeki çocuğu.
Doğur kardeşlerini yıldızların,
Korkma,gecelere baskın kalp atışların.
Yalnızlığı ezbere bilsen de hoş,
Giydir gökyüzüne bulutları,
Densiz rüzgarlar açmasın yaralarını,
Bir yürek,bir umut ağacı ve binlerce fışkın,
Saatlerce göklere bakarsın alışkın,alışkın…
Hayatın dili nasır,seninse ellerin.
Ölüm rozeti,nihayetinde senin.
Zaman değirmeninde öğütülmüş aşkın,
Ununu eleyip de astığın vakittir işte…
Çekilen acıların taç olmayacak başına,
Baskın gelecek ölüm engellerine düş masalların.
Vakit erken dur daha gitme,
Odana giren güneşi memnun et daha,
Küçülme,yitme,erime,tükenme,yanma!
Sen suya düşen karsın,unutma…
Endişelenme en büyük sevgi bizim.
Öyle kent soylu türkülerimiz yok bizim.
Zaman taşımaktan yüreğimiz tok bizim.
Söyleyecek sözümüz çok bizim…
Gitme…
ezgilimelodi...
resim:Hayatta olmayan anneannem ve dedem...
26 Mart 2010 Cuma
BEYAZ RESİM
Perde gibi güneşi üstüne çeken DÜNYA
Kendinden başkasını görmeyen DENİZ
Gidecek yeri olmayan avare RÜZGAR
Dişleri birbirine vuran AYAZ
Meyhane edasında parçalı BULUT
Açmayacak gülleri var olan UMUT
Adını unutmuş bir GÜN
Tadını unutmuş bir HAVA
Maskesiz yemeğe oturmayan İNSAN
Kıvrılıp duran biçimsiz AĞAÇ
Kırılan kolun içindeki HAYAT
Islak çimenleri ezen TREN
Yaralı bir IRMAK
Ay ışığında ıssız bir BANK
Afişi yırtık oltada CAN
Engellerden sıkılan korkusuz KAN
Puslu SURET,isli BAHT
Oturmaktan yorulan üç bacaklı TAHT
Tellallıktan sıkılan DEVE
Berberlikten kovulan PİRE
Sere serpe uzanan TAŞ
Resim bitmek bilmiyor arkadaş…
Kendinden başkasını görmeyen DENİZ
Gidecek yeri olmayan avare RÜZGAR
Dişleri birbirine vuran AYAZ
Meyhane edasında parçalı BULUT
Açmayacak gülleri var olan UMUT
Adını unutmuş bir GÜN
Tadını unutmuş bir HAVA
Maskesiz yemeğe oturmayan İNSAN
Kıvrılıp duran biçimsiz AĞAÇ
Kırılan kolun içindeki HAYAT
Islak çimenleri ezen TREN
Yaralı bir IRMAK
Ay ışığında ıssız bir BANK
Afişi yırtık oltada CAN
Engellerden sıkılan korkusuz KAN
Puslu SURET,isli BAHT
Oturmaktan yorulan üç bacaklı TAHT
Tellallıktan sıkılan DEVE
Berberlikten kovulan PİRE
Sere serpe uzanan TAŞ
Resim bitmek bilmiyor arkadaş…
27 Şubat 2010 Cumartesi
Gurur
Okul koridorunda sürekli karşılaşmasının tesadüf olamayacağını düşündü. Gencin kıza sıcak gülümsemesi,güneşin aydınlığının bir hediyesiydi belki de …
Her karşılaşmada birbirinin yüzüne bakamayan gözler,hayat objektifinin sadece onların ikisine doğrultulduğunu görebiliyorlardı.Koşuşturan öğrenciler,boşluğu dolduran şen kahkahalar,el ele sevgililer yoktu;donmuştu.Tek bir ten,tek bir kareydi ikisinin girdiği çerçeve…
Göz göze geldikleri an,kız içindeki tüm cesareti erkeğe yüklemişti.İçine sığmayan sevgi dizelerini aktarmanın vaktiydi.
Okul kantinindeki ilk buluşmalarında gencin aniden açıverdi çiçekleri kıza.”Seviyorum”dedi.Masadaki anahtarlığa,bardağa,sigara yanığı masa örtüsünün sessizliğine kızın da sessizliği eklendi.Provası olamazdı aşkın,ama hazırlıksız da yakalanmıştı.Sandalyeden kalkmadan önceki son sözü”Bilmiyorum”oldu.İki ruhun sığamadığı o alan,kendi hüznünde yok oldu…
Neden hayır dediğini zaman içinde düşünüp durdu kız.Öyle ya,yarım kalmamalıydı hiçbir şey…
Yurdun yemekhanesinden attığı mesajla onunla görüşmek istediğini söyledi.Mesaj attıktan hemen sonra telefonunu kapattı heyecan ile.Koşar adım çıktığı yerden yurduna doğru
yöneldi.Koştuğu sırada pencereden seyredildiğinin farkında değildi.Telefonunu açıp artık ikinci bir hata yapmaması gerektiği farkına vardı.Gelen mesajda görüşme isteğine olumlu cevap alan kız,heyecanla yurdun çıkış kapısına doğru yürüdü.Yaklaştıkça başı öne eğik,sigarasını tüm havayı içine çekercesine soluyan asık suratlı bir yüz gördü.Merhabalaşıp yürümeye başladılar.Kız ağzını açmadan,erkek”neden!”dedi…Kız şaşkınlıkla yüzüne baktığında”Neden şimdi?”dedi.Kız yine bir şey söyleyemedi.”Sessizliğinin cezası bu olsa gerek” diye düşündü.Soğuk kaldırıma oturmadan önceki duyduğu son söz”Sevdiğim birisi var!”oldu…Gencin,sevdiği birisi vardı.Giden gidiyordu,gitmişti işte beklemeden…
Kaldırıma oturmak istedi kız.Hiç bir şey demeden usulca oturdu.Hayatında ilk kez karşılaşmıştı böyle bir durumla.Gurur var mıydı hayatında?Ya da şimdi mi olmalıydı?
Yine bir şeyler yarım kalmıştı.Yine her şey yıkılmıştı…
“Bir gün!”dedi kız.Yine bir gün gelir,bir gün daha tekrarlanır hayatlar,hiçbir şey yarım kalmaz…”
Seneler sonra yine aynı yolda,yine aynı heyecanla ve bu sefer rolleri değişerek,yine yenilendi aynı senaryo.Vazgeçememişti erkek,her şeyi bırakıp döndüğünde
“Sevdiğim birisi var!”dedi kız.Kız;gurur denen beş harfi,beş vakte yaymıştı kısık ateşte.Sırf yaşadıklarına inat,olmadı,olduramadılar ruhlarını…
Gurur;kaldırımda oturan ruhlarıyla yaşlandı…
"Genellikle, bütün büyük yanlışlıkların altında gurur yatar...(Ruskin)
(Ruskin)
19 Şubat 2010 Cuma
rüyadaki uyku
Kapalı gözlerinin karanlığı mazi,
Ve yıldızlar umut ışığı kirpik uçlarında.
Rüyanın kuytusunda kaybolduğun gezi,
Uyan,ruhun kış uykusunda!
Göç yolu gibi uzun bir hayat.
Pamuk tarlaları kadar genç yüreğin.
İki gövdenin birleştiği gibi halat.
Bak,astımı artıyor tarihin!
Üşüyen bir yaprak gibisin sen,
Yüzünü dağıtan bir deprem korkusu.
Halsiz irin akar fersiz gözünden,
Umutsuzluğuna yakın ölüm kokusu…
Ve yıldızlar umut ışığı kirpik uçlarında.
Rüyanın kuytusunda kaybolduğun gezi,
Uyan,ruhun kış uykusunda!
Göç yolu gibi uzun bir hayat.
Pamuk tarlaları kadar genç yüreğin.
İki gövdenin birleştiği gibi halat.
Bak,astımı artıyor tarihin!
Üşüyen bir yaprak gibisin sen,
Yüzünü dağıtan bir deprem korkusu.
Halsiz irin akar fersiz gözünden,
Umutsuzluğuna yakın ölüm kokusu…
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







