kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Nisan 2011 Perşembe

A'MÂK-I HAYAL


"Acayip,"Var"ile "Yok" eşit olur mu?Mesela ben şimdi varım,yarın yok olacağım.Bu iki hâl arasında fark yok mu?dedim.
Deli başını çevirdi,kahkahayı kopardı:
-Vay!Sen varsın ha!Acaba var mısın?dedi"
Varlık ve yokluk,iyi ve kötü..
Ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi..

Hayalin derinliklerinde bakış açısını değiştirebilecek ender kitaplardan bana göre...
Kitabın sadeleştirilerek okuyucuya ulaşması da kitabı anlaşılır kılıyor.Kısa sürede bitirebilir,tekrardan okumak isteyebilirsiniz.
Bu arada kitap 1910 yılında yayımlanmış...
***
23 Nisan telaşı da içimizi sardı..
Biz hazırız:)
Güzel şeyler olacak...



29 Kasım 2010 Pazartesi

Gülümsemek Üzerine



"Hiçbir zaman gülümsemekten vazgeçme,üzgün olduğunda bile.Gülümsemene kimin ne zaman aşık olacağını bilemezsin".(Ne kadar doğru bir söz,yaşadım ve biliyorum:))
*Gülümsemek böyle bir şeydir işte:Taşı suya attığımızda yayılan dalgalar gibidir,yüzden yüze yayılır.
*Bölüğe yeni yüzbaşı gelmiş,daha kendi gelmeden ünü gelmiş:"Çok takıntılı adamdır,dikkat edin!"
Bölük komutanı askerleri toplamış.
Adım Ahmet KIRÇ,soyadımdaki "R"yi unutanı yakarım!"Herkes stres içinde.Beş gün sonra  bir askeri çağırmış."Söyle,ne benim adım soyadım?"Asker titremiş ve kekelemiş
"Ahmet GÖRT!"
Kendisiyle barışık olmayan insanlar dünyaya gülümsemezler...
*Ne gülüyorsun deli gibi"deriz ya;aslında psikolojik problemi olanların %90'ı somurtur.


Ahmet Şerif İzgören'in "Şu Hortumlu Dünyada Fil Yalnız Bir Hayvandır"kitabından alıntıdır yazdıklarım.
Gülümsemeyi unutan bir toplum olduğumuzu düşünüyorum.Ve ben neredeyse kahkahalarımın tümünü sınıfımda harcıyorum.Her şeye gülebilen yapıları var onların.Onlar gülüyor,ben de gülüyorum.Olur da uzaktan seyreden birisi olursa"şüphe ediyorum öğretmenliğinden"diye iç geçirebilir:)
Sordukları sorular,dişlerine bulaşmış şeker boyaları,benzetmeleri,dizileri yorumlamaları ve sınav kağıtları:)
Bir öğretmen arkadaşın sınav kağıdına bakıyorum.Soruda "arkadaşın defterini yırtsa,ne düşünürsün?"gibi bir cümle vardı.Doğrucu kuzu"üzülürüm,saçını yolarım"cevabını yazarak yaptığı davranışının yanlış fakat verdiği tüm cevapların içtenlikle yazıldığını ispatlıyor.:)
Bu gün başımı kaldırdığımda Ersin'in bana baktığını gördüm.Gözümü kırparak gülümsedim.
"Ürtmenim sanki sağ kulağınız yapışık,sol kulağınız ayrık"dedi.
Hemen sınıfta bir gürültü koptu:
Hayoooor bikerem öğretmenimizin kulakları çok güzel:))
Saçları da kırnışıkkk(Kıvırcık:))
Gözleri de mavi olmuş(Göz farı:))
Tırnakları da fazla beyaz(Buna çok güldüm:))
Bir dakika içerisinde benim hakkımda birçok şey yorumlanıyor,bakakalıyorum yüzlerine:))Dersi kaynatmanın farklı şekilleri bunlar:))
Hayatımın renkleri:)
Özetle,yaşamın zorlukları karşısında küçük sevinçler yaratabilmektir gülümsemek...
Gülmeli,deli deseler de:))...
resim:Özellikle Japon çizgi karakteri gibi görünen gözlere dikkat:))Evet,gülümserken kısılıveriyor gözlerimiz,büyük küçük:))

22 Haziran 2010 Salı

Kitaplarım

2009-2010 Eğitim-Öğretim yılı henüz bizim için tamamlanmadı.Haziran ayının sonuna kadar yine okula gideceğiz.Gidiyoruz da:)
Son birkaç gündür terör yüzünden yaşadığımız sıkıntılara,köyümüzün yakınlarında yakalanan teröristlerle,yanımızdan geçen akrep denilen askeri araçlarla,başımızın üstünde dolaşan  helikopterlerle ve silah sesleriyle  birlikte yeni sıkıntılar eklendi.
Bu koşullar altında okula yine,yeniden devam etmek durumundayız.
Ülkemizin yaşadığı bu sıkıntıları bir an önce atlatmasını diliyorum.
****
Her ne kadar da yaşananlar yüzünden aklımızı toparlayamasak da seminer dönemindeki -bana göre- harcanan zamanı kitap okuyarak telafi etmeye çalışıyorum.


Geçenlerde elime ulaşan kitaplarımdan bahsetmek istiyorum.



Birincisi,kitaplarımın içinde okumak için sabırsızladığım tek kitap olan “Albümdekiler”.

Albümdekiler/Gülsen VAROL:

"Gülsen Varol, emekli müzik ve ingilizce öğretmeni. Kültür Bakanlığı ve TDK tarafından ödüllendirilen şiirleri var. Hasret Senfonileri - Bende Kalanlar - Velhasıl adını verdiği üç şiir kitabı olan yazarın, ayrıca İş Kültür Yayınlarından basımını sağladığı Ve Günahlar Var Ya isimli Vedat Varola ait bir de rubailer kitabı var. Albümdekiler onun ilk romanı."


Kitap hakkında ne söylesem benden önce bahseden değerli dostların cümleleri yanında ufak tefek kalacaklar.Diyebileceğim en güzel şey;”okuyun!”olacaktır.Kitabı elinize almanızla bitirmeniz bir oluyor.Geç de olsa okuduğum için çok mutluyum.Değerli öğretmenime çok teşekkür ediyorum.
Sizinle aynı okulda olmayı hayal ettim de…Çok isterdim…

Henüz okumadığım kitaplar hakkında da yazılmış olan kısa bilgiler;


 Elif Şafak/Med-Cezir:


Med-Cezir Elif Şafak'ın kadınlık, kimlik, kültürel bölünme, dil ve edebiyat konulu yazılarından bir araya getirilmiş bir seçki. Kitabı, Elif Şafak'ın farklı yayın organlarında yayımlanan yazılarını severek okuyan, ancak bir kısmını da kaçıran okurlar için bir bütünlük gözeterek hazırladık. Elif Şafak'ın yazıları böyle bir toplam içinde peşpeşe okunduğunda, ona özgü olan açık bir hale geliyor: gece-gündüz, göçebelik-yerleşiklik, kadınlık-erkeklik, Doğu'da ya da Batı'da olmak gibi uçlar arasında salınım, bu uçlardan hiçbirine yerleşmeme, arada olma duygusu... Bu duygunun ilhamıyla yazılmış yazılar.


Med-Cezir toplamı, yazarın değişik alanlardaki bakışını yansıtırken, onu romanlarıyla tanımış ve takip eden okurlar için de edebiyatının izini sürebilecekleri keyifli bir okuma vaat ediyor

Chres Cleave/Küçük Arı:


"Size bu kitapta ne olduğunu anlatmak istemiyoruz; çünkü gerçekten çok özel bir hikâye ve biz onu bozmak istemiyoruz.
Yine de bu kitabı almanıza yetecek kadar bilmeniz gerektiğinden, sadece şu kadarını söyleyelim:
Bu, yaşamları kaçınılmaz bir şekilde çarpışan iki kadının hikâyesidir. Ve biri korkunç bir seçim yapmak zorundadır.
İki yıl sonra tekrar karşılaşırlar ve hikâye burada başlar...
Bu kitabı okuduğunuzda herkese anlatmak isteyeceksiniz. Bunu yaptığınızda, lütfen, neler olduğunu anlatmayın; çünkü bütün büyü, olayların akışında...
"Bir sonraki Uçurtma Avcısı."
-Library Journal-
"Sizi alıp götürecek''
-Washington Post-
"Okuduktan sonra unutmanız hiç de kolay olmayacak."
-Financial Times-
''Hiç tartışmasız 2009'un açıkara en iyi kitabı''
--Metro-

Jean Christophe Grange/Ölü Ruhlar Ormanı:


"Jeanne Korowa tek bir hata yaptı. Katili ormanda arıyordu.
Oysa orman katilin içindeydi. İnsanın içindeki vahşi çocuk gibi.
Genç ve yalnız bir kadın olan Yargıç Jeanne Korowa, tesadüfen şahit olduğu bir psikiyatri seansı sayesinde Paris'te işlenen tüyler ürpertici seri cinayetlerin failini keşfetmiştir. Ama elinde hiçbir kanıt yoktur ve katilin peşine tek başına düşmek zorundadır.
Böylece Guatemala, Nikaragua ve Arjantin'de soluk soluğa ve kanlı bir takip başlar."

Alexandra Cavelius/Leyla:


LEYLA BOSNALI BİR KIZIN YÜREĞİNİZİ BURKACAK VE TÜYLERİNİZİ ÜRPERTECEK GERÇEK HAYAT ÖYKÜSÜ Bosnalı Leyla büyük bir kâbusu atlatmıştı: Bosna’daki toplama kampında geçirdiği iki yılı. Binlerce kadının travma geçirmesine neden olan savaşın karanlık ve baskıcı yüzünü anlatan bir kadın... Onun isyankâr öyküsü ve acıyla dolu dokunaklı kaderi...
“Bu kitabın kapağını açmadan önce, cehenneme açılan bir kapının eşiğinde olduğunuzu bilmelisiniz. İnsan denilen yaratığın bütün kötülüklerini sergiye çıkarttığı bir coğrafyaya, Balkanlara adım atacaksınız… Kadınların beden ve ruhlarının nasıl lime lime edildiğini okurken “insan uygarlığı” denilen barbarlıktan kaçıp, en vahşi hayvanların şefkatli uygarlığına sığınmak isteyeceksiniz.” -Sydsvenska Dagbladet.
Bu kadar acı ve yürek burkucu bir kitap okumadım. Ağlayarak elimden bıraktığım kitaba her seferinde geri döndüm. Korkunç bir öyküydü. Bir zamanlar basın organlarında Yugoslavya’nın adıyla birlikte duyduğum ‘etnik temizlik’, ‘toplama kampı’, ‘toplu tecavüz’ gibi sözcüklerin ne anlattığını bu kitapla anladım. -Allt om Böcker
Balkanlarda neler olup bittiğini anlatan sarsıcı bir kitap. Leyla kendisinin ve başka kadınların yaşadıkları cehennemi haykırıyor... Bu kitabı sonuna kadar okuyup bitirmeden duramıyorsunuz. -Svenska Dagbladet
Eğer yetkim olsa her okula insanlık dersi diye bir ders koyar ve bu kitabı herkesin okumasını zorunlu kılardım. -Dagens Nyheter

7 Mart 2010 Pazar

nükte;espri


Türkçemizde Batılaşma süreci hala devam ediyor.Bu yüzden Türkçe bir çok kelimenin yerini yabancı kelimeler alıyor.İstemesek de buna,farkında olmadan uyuyoruz.Dilde sadeleşme akımının olduğu 1940’lı yıllarda önerilen bir çok kelime olsa da,günümüzde dili sadeleştirmek için olduğundan fazla emek harcamamız gerekiyor.Yabancı terimlerin arasında boğulmuş durumdayız hepimiz.Elbette konum bu değil.İyi bir öğretmen olmasının yanı sıra uzun yıllar boyunca kurduğu gazetede yüzlerce yazı yazarak donanımlı biri olduğunu kanıtlayan değerli akrabamın,çıkarmış olduğu son kitap…

Kitapta yaşamı boyunca karşılaştığı olayları,nükte niteliği taşıyan sözleri,nüktenin espriye karşılık gelmediğini ve yaşam adına öğrenilmesi gereken bir çok şey anlatılıyor.


Nükte:ince anlamlı,düşündürücü,şaka niteliğindeki söz olarak geçer sözlüklerde,yanına espri diye iliştirilerek.Espri,yabancı bir kelime olup anlık güldürü niteliği taşıdığı için nükte kadar bir önem taşımaz.Nüktenin en önemli örneğini Nasrettin Hoca hikayelerinde görebiliriz.Güçlü bir anlamı olan nüktedanlık Türk edebiyatının usta kalemlerinden günümüze kadar ulaşmıştır.


Peki ne değişti bizim hayatımızda?
Zeka ürünü diye adlandırılan espriler bel altına vurulmaya;tokat,dövüş,küfür kelimelerinin yer aldığı yazılar insanların diline dolanmaya başladı.İnsanlar gün boyunca sıkıntı içinde işlerini yaptıklarından gülebilecekleri filmlere para ödeyerek,”hö,ha,hu” denildiğinde kahkahalardan yerlere yuvarlanmaya başladılar.Revep İvedik’ler,evlilik programları izleyici rekorları kırdı.Hatta bunun için “Kanalizasyon”adlı bir film yapıldı.Kendi eleştirdikleri filmlerde yine aynı hatayı yapmış oldular.Toplum içinde yapılan esprilerde ise bir kişiyi kırmakta çekinmediler.Espriyi karşı cinsi etkilemek için bir meziyet olduğunu düşündüler.”Düşünmeyin,gülün!”dediler.Doğruydu.Güldürürken neden düşündürsünler ki!Ağlanacak hale gülmeyi bizim kadar seven bir başkası yoktur herhalde…
Gülmeyi çok seviyorum.Güzel şeylere gülebilmeyi seviyorum.Espriyi yerinde seviyorum,nükteyi yaşamın içinde seviyorum.Gelecekte espri adına nelerle karşılaşacağımızı da merak ediyorum…
Bildiğim halde aynı hataları benim de bazen yapıyor olmam normal olsa gerek…
Gülmeli;
Ama her şeye değil...

4 Mart 2010 Perşembe

Güller ve kitaplar

“Küçük Prens”adlı kitabı okuyanınız vardır.Çocuk kitaplığında yer alsa da büyüklerin okuyabileceği hoş kitaplardan biridir benim için.Kitabın içinde Atatürk’ten Türk lideri ve diktatör olarak benzetmelerin yapılması eleştirmenler tarafından olumsuz yorumlansa da okunması gereken kitaplardan biridir.Yazarın kendi suluboya resimlerinin içinde yer aldığı bu güzel kitabı,okuduğum kitapla tekrardan hatırladım.”Kayıp Gül”adlı kitabın kapağındaki yorumlardan da “Küçük Prens”tadında olduğu belirtiliyordu.


Kitabımı bugün bitirdim.


Önce kendimce yorumlarımdan bahsedeyim:


Kayıp Gül;okumaktan sıkılmayacağınız fakat umduğunuz kadar sizi etkilemeyecek bir kitap.Kitabın sayfalarında daha önceden okuduğunuz romanların hatta şiirlerin etkisini görebilirsiniz.Konu olarak yabancılık çektirmeyecek;kitabın son sayfalarına doğru kelimelerin gizeme büründüğünü göreceksiniz.Yine de büyük başarı sağlamış kitabın genç yazarını, kitap heveslisi bir okuyucu olarak tebrik ediyorum…


Şubat tatilinde sınıfımda bıraktığım minyatür güllerimi okulun açıldığı gün yapraklarını dökülmüş ve sararmış olarak gördüm.Arada okulun hizmetlisi sulasa da yalnızlıktan sıkılıvermiş güzel çiçeğim.Çiçeklerin de sevgiye ihtiyacı olduğunu bir kez daha ispatladı bana saksımdaki güller…


Daha önceki yazılarımda bahsetmiştim dedemin bin bir emekle oluşturduğu mükemmel bahçesinden.Her gün bahçesiyle uğraşır,çiçekleri sular,çimleri budar,bahçeye yenilik katmak için türlü çabalar harcardı.Güllerin gölgeleri birbirini etkilemesin diye yerlerini değiştirir,bu esnada ellerinde diken yaralarının izlerini bırakırdı.Dedem öldükten sonra bahçeyle babam ilgilendi.Sevgiyle büyüttü her bir çiçeği.Günebakanlar huzurla yüzlerini güneşe çeviriyordu,çilekler yerlerindeki memnuniyetlerini tatlarına yansıtıyordu.Bahçede renklerin melodisiyle huzur buluyordu insan…


Hala da öyle…


Çiçeğe gülümseyebilmeyi seviyorum ben.Papatyalar baharı hatırlatıyor bana,güller dedemi,hanımeli balkonumuzu,fesleğen sınıfımı hatırlatıyor.Güzel kokularına,canlı renklerine karşılık gülümseyebiliyorum sadece.Görebiliyorlardır beni değil mi?


“Kayıp Gül”ile birlikte çiçeklerden de bahsetmiş oldum.Aslında bu konu hakkında çok daha fazla yazabilirdim fakat;nöbetim artık perşembe günleri olduğu için ve birinci sınıfların bugün en çıldırdıkları gün olduğu için yorgun olduğumu hissediyorum.


Nöbet esnasında 2.sınıftaki bir kuzucuk:”örtmenim bana sakkııısss alabiliiii misiiiiin?”dedi.”Ne için?”gibi saçma bir soru sorduğumda “çiğnemeeek içiiiin”diye yüzüme uzaylıymışım gibi bakarak cevap verdi:)Çocukların içtenliğine hayranım:)Gidip sakızını alayım:)