19 Mart 2012 Pazartesi

Sonun Başlangıcı..

Sınıf kapısından içeri girdiğimde anladım;öğretmenliğin en masum yanını köyde bırakmışım..
Büyük bir okul,büyük bir öğretmenler odası,büyük bir ses..
Ben ilkokula yeni gidenler kadar ürkek,bir o kadar küçük..
Yeni göreve başlamışım gibi,her şey ne kadar tuhaf gelmişti bana.
Ertesi gün gitmek istememiştim yeni okuluma;paydos zili çaldığında öğrencilerim beni ezip geçmişti..bu yüzden..
Yeni öğrencilerim benden önce altı öğretmen değiştirmişler.Sonuncu bayanın ağlayarak sınıfı terketmesine neden olmuşlar..O derece yani..
Tıpkı filmlerdeki gibi..
Ve sınıfın kaderini değiştirecek öğretmen gelir.
Ta daaaaaa
 ben:)))
Yaptığım ilk veli toplantısında veliler ilk kez çocuklarının dersi iyi anladığını söylediler.Öğretmen arkadaşlar sınıf hakkında hiç şikayet etmediğimden bahsettiler.Müdür ayrı bir ilgi gösterdi..
Yani feci gaza geldim..!
İşte hala o gazla okula gidip geliyorum..
İtiraf etmeliyim ki,köyde çalıştığım kadar çalışmıyorum.Bir kez anlatıp geçebiliyorum konuları.Anlıyorlar..
En büyük sorun,köydeki öğrencilerim kadar sevgiyle bakmıyorlar.Ben de gidip sıkamıyorum yanaklarını...
Yoo,sanırım dayanamayıp sıkmıştım birkaçının yanağını:)

Bugün peruk takan bir öğretmene "saçınızın rengi doğal mı?"dedim.Hep birlikte gülüştüklerinde anladım yine bir pot kırdığımı..Köy masumiyeti hala üzerimde..
Okula renk geldi...
Ben geldim: )

18 Ocak 2012 Çarşamba

Veda...

Pazartesi akşamı çıkan fırtına ile okulların tatil olacağını düşündük.Olması gereken de oydu çünkü...Önceki gün yine bizim gibi köyden gelen bir okul servisi kaza yapmış,iki öğrencinin ölümüne neden olmuştu.Üzüldük;olanlara,halimize,taşıma ile süren eğitim düzenine...
Kaymakam sadece şehir içini gezmiş olacak ki,tatil olmadı okullar.Yollar çok iyiymiş!Biz yine yolda kaldık.Şoförümüz arabasına zincir sararken ona yardım etmeye çalışan öğretmen arkadaşlar birer birer düştüler yolda.Ağlanacak halimize güldük:)

Yarın okuldaki son günüm...Öğrencilerim ağladı,öğretmen arkadaşlar ağladı..
Köyü son kez dolaşayım dedim,veliler de ağladı...
Kimi elime tutuşturdu tuzsuz yağı,kimi ördüğü süslü patiği,kazağı...
Bir tanesi de çekti kolumdan"yedirmeden bırakmam!"dedi,yanımda yanan soba gibi ısındı içim,biraz da sızladı...
Hani canavardı ya benim öğrenciler,vallahi hepsi  oldu kuzu...
Sarıldık,şarkılar söyledik,kar topu oynadık...
Beş yıllık emeğin karşılığı can-ı gönülden sarılan kollarmış.Sevilmişim,çok sevmişler beni..
Ben de sevdim hepsini,herkesi...
Ve artık şimdi veda vakti...
Görüşünceye dek,hoşkalın...
Sevgiyle...

Ezgilimelodi

10 Ocak 2012 Salı

Geçen Zaman...


Üniversiteden 2005 yılında mezun olmuştum.20 yaşın verdiği özgüvenle"erkenden başlarım işime,kim tutar beni!"dedim.
Atanamadım...
Babam,benim ders çalışmam gerektiğini söyleyerek öğretmenlik yapmamı istemedi.
Yaptım..
İlk deneyimim birleştirilmiş sınıflı bir köy okulu oldu.
Dönem sonunda girdiğim sınav sonucunda iyi bir puanla yine atanamadığımı öğrendiğimde yıkıldım.
İkinci kez ücretli öğretmenliğe başvurdum.
Bu sefer Milli Eğitim binasına doğru giderken ağlıyordum.
Çok ağladım...
Ücretli çalıştığım okula sözleşmeli öğretmen olarak atandığımda boş yere ağladığımı anladım.
Hep geç anlarız...
Kuzularla tanıştım.Gerçektende kuzu gibiydiler.Benden önceki öğretmenleri fazlasıyla hırpalamış onları.Korkmuşlar..
Bana sordukları sorular,yaşamları,köy hayatı benim bu blogu açmama vesile oldu.
Ben yazdım siz okudunuz..
Hani insanın içine işler ya,işte öyle işledi yaşamları bana,size,onlara...
Sanki benimle yaşadınız...
Ve şimdi köy masalını ardımda bırakıp,yeni masallara doğru yola çıkacağım.
Belki böyle dolu olmayacak,ama biliyorum ki içinde çocuk olan her masal masum olacak...
Bir köy masalı,Bir İzmir masalına dönüşecek...
Sevdiklerimi geride bırakacağım belki ama özlediklerime de kavuşacağım...
Yeni bir başlangıç...
İzmir...
Kutlayan,mesaj ve mail atan herkese çok teşekkürler.Yürekten sevindiğinizi iyi biliyorum.
Ben de sizi seviyorum
:)

4 Ocak 2012 Çarşamba

:)

Hıhı,yine öksürüyorum.Doktora gittim,nasıl geçer bu hastalık dedim,"Mesleği bırakırsan!"dedi.
Oldu!..
Yine beni güldüren bir okul anısı daha...
Soru bizim okulun en miniklerinden:
-Öğretmeniiiiim,dolma kalem yeşil mi yazar?
-Yoo,niye ki?
-E hani dolma yiyoz yeşil ya,yazarken de yeşil mi diye merak ettim
:)))


Eldivenleri ile yazı yazan kuzuya "Neden eldivenlerini çıkarmadın?"dediğimde gösterdi minik ellerini...
Sobaya değen eli yanmış,su toplamış.Anlatmamış acısını;anlatsa kalabalık evde kim dinleyecek onu?!
Dolaptaki malzemelerle elini pansuman etmeye çalıştım.Acısı dinsin istedim..
Sahi,kaç çocuğa doktor,hemşire olduk biz?
Kiminin eline batan dikeni çıkardık,kiminin kanayan burnunun kanına bulandık...
Ellerine yaktıkları kınada bile öncelik bizim isimlerimizin baş harfi oldu...
Güldüren,öfkelendiren,dengemi şaşırtan çocukların içindeyim...
Belki de az kaldı...
Onu da anlatırım
Sonra...

10 Aralık 2011 Cumartesi

Bir küçük kutucuk,içi dolu mutluluk..


Köye herhangi bir araba geldiğinde çocuklar o arabayı “aşıcılaaaaaar!”diye karşılarken,biz de “müfettişleeeeeeer”diye karşılarız:)
Okula gelmez araba,geldiğinde de televizyonda şahit olduğunuz araba peşine üşüşen çocuklar gibi bizimkilerde arabanın etrafını saralar,peşinden koşarlar..
Geçtiğimiz hafta da bir kargo arabası geldi okulumuza.Çocukların bağrışmasıyla çıktık hepimiz dışarı.Bir kuzumuz bir de davulumuz eksik yani:)
Öğretmen arkadaşımın Aydınlı ev arkadaşı ona memleketten bir kargo göndermiş.Öylesine,yüzündeki tebessüm niyetine…
Kutuyu açtığında gülümsemeyle karışık bir şaşkınlık yaşadı.
Çekirdek,jelibon,zeytin,biber-patlıcan kuruları ve dahası…
Hepsinden minik paketler yaparak sevgisiyle birlikte sığdırmış küçük kutuya…
Ne süslü paketler,ne yaldızlı sözler,ne de pahalı hediyeler…
O kadar güzeldi ki,öyle duygulandım ki!..
Minik öğretmenler odamızda hem zeytinleri yedik hem de gülerek”bizim de arkadaşımız olur mu arkadaşın?”dedik:)
Sevdiklerinizi içinizden gelen bir güzel sözle,ya da elinizden geldiğince yapabildiğiniz sürprizlerle mutlu edin.
“Beğenir mi?”korkusu yaşamadan…
Benim evlendiğim insana ilk hediyem bir ekmekti…
Fotoğraf:Fotoğraf Çekmecesi :)Eller bizim ama:))

24 Kasım 2011 Perşembe

ÖĞRETMENİM BEN!!!

"Devamlı değişen müfredat ile, kafası karışan bir bedenim ben.
 Çırpınıp bir şeyler vereyim diye eriyen, tükenen ve bitenim ben...Tatili herkesçe dile dolanan, geçim derdi ile aklı bulanan, susuz, yolsuz dağ köyüne yollanan, itiraz etmeden de gidenim ben.. 8-5 memurun gözüne batan, kimisine göre yan gelip yatan, İlim düşmanıyla muhatap olup,... gençliği bir dağın başında kalıp, her eylül ayında umut...la dolup, sonra yavaş yavaş tükenenim ben.. Bir harf vermek için binbir film çevirip, öğretince çocuk gibi sevinip, 8 ay uğraşıp dönüp devinip, 10 dakikaya teftiş edilenim ben...Kimsesizim, ağam da yok dayım da, bir seçimde varım bir de sayımda, senede bir defa kasım ayında, yalandan kıymeti bilinen bir garip memurum, ÖĞRETMENİM BEN!!!!!!"


Takım elbisesiyle intihar eden de öğretmen,kansere yenik düşen de...
Eşinden,çocuğundan ayrı kalan da öğretmen...
Bir olan,birlik olan,birlikte toprağın altında kalan da öğretmen...
Hediye veremediği için utanan;sebebini de annesinin hasta olmasına bağlayan
getirdiği lif ve çorap ile havalara uçan çocukların da sahibi öğretmen...
Atamadılar!
Attılar,unuttular...
Mesleğine kavuşamayan bütün öğretmen arkadaşlarıma sabır diliyorum...





15 Kasım 2011 Salı

Kayıp Balık:)

Uzun zaman oldu yazmayalı,ortalardan kaybolalı…
Kayıp balık gibi hissediyorum kendimi,belki de böyle olsun istiyorum:)
Aslında nereye gideceğini bilemeyen bir balık gibiyim.İki ayrı şehirde iki ayrı düzen kurmaya çalışıyorum.Yoruluyorum,yoruluyorum ve yine yoruluyorum…
Bayram öncesi hastalıkla boğuştuğum için benim yeni öğrencilerimden birisi”öğretmenim bedene çıkak da sen de kafanı dinle!”dedi.Kafamı dinlemeye ihtiyacım olduğunu çok iyi biliyorlar
Kafamı dinlemek istiyordum.Kurban Bayramı tatilini uzatıp güzel İzmir’e doğru açtım yelkenimi.İyi de etmişim,gidince anladım:)
İzmir’in ılık-tatlı havası,akraba ziyaretleri,Kuşadası,bolca yemek:)ve sevdiklerimle olmak bana çok iyi geldi.
Dönüşte uçağı kaçırma korkusu yaşasam da gittim,geldim çok şükür…
Buralarda kar var yine…Sabah okul servisini beklemek işkence haline dönüştü.Yol üstünde havlayan köpekler beni uykumdan ediyor.Uykulu uykulu”size dee günaydıııın!”diyorum onlara,arabadakiler bana bakıp gülüyorlar.
Bazen öğle arasında yemek için şehirden simit alıyordum.Elimde poşetle okula girerken bir şeyi unutmuşum;çocuklar elimdeki o poşeti görüyorlar!
Bunu elime bozuk para tutuşturan çocukları görünce anladım.
Ehh onların da canı simit istiyor,para veriyorlar bana kendilerine simit almak için…
Dikkat edemiyorum bazen,onların neye odaklandığını bilemiyorum.
Artık canım simit istemiyor…
Soğuyorum
Üşüyorum da…
“Serenad”,”İskender” ve şimdi yeni okumaya başladığım “Od”…
Hepsi de ayrı bir tat bırakıyor bende…
Kitap okumayı hızlandırdığım için mutluyum…
Özetle;üşümek,soğumak,mutluluk,yorgunluk ve kaybolmak
Bu aralar bunlarla meşgulum.
Ya siz?