10 Ekim 2010 Pazar

Aşk dediğin...?




Nedir aşk?
(Düşünürken şarkıyı da dinlemeli:))

9 Ekim 2010 Cumartesi

Mavi cumartesi...


Cumartesi;
Sabahın gülümseten güneşi,
Pazardaki amcanın "ben de burdayım!"diye çıkardığı tok sesi,
Sınıfımdaki dökük sıraların yüzüne örtmek için binbir emekle aradığım mavi örtüler,
Ve keçeli kalemler...
Duvarları çiçeklendirmek için aldığım stickerler,
Bol köpüklü bir kahve,
Anneye sarılarak geçirilen bir saatlik uyku,
Bahçeden toplanan yeşil cevizlerin içini açtığımda yaşadığım mutluluk,
Öğretmen dostumla yapılan sıcacık sohbetler
(Öğretmen atasözler ve deyimlerden bahsederken "Düşenin dostu olmaz."der.Sevimli kuzucuğu"Haklısın be öğretmenim,babam traktörden düştüğünden beri bir tane dostu olmadı:))
Ve buna benzer onlarca hikaye...
Akşama hazırlanan güzel bir sofra,
Ve internet:)
Özetle ben nasıl mutluysam öyle geçiyor...
Yarın da güzel olsun hepimiz için...
resim:deviantart

4 Ekim 2010 Pazartesi

Unutkanlık mı,dalgınlık mı?


Herkesin unuttuğu bir şeyler vardır hayatında.Çünkü unutkanlık yaşamımızın bir parçasıdır.Bu durumu başlı başına bir konu olarak düşündüğümde dalgınlık ve takıntının buna bağlı fakat kendi içinde ayrı birer maddeler olduğunu düşünüyorum.

İlerleyen yaşlarda daha sık rastlanan unutkanlık,hastalık haline dönüşerek kişiyi ve çevresindekileri olumsuz yönde etkiliyor.
Daha önce sayfamda takıntı ile ilgili birkaç yazı yazmıştım.Unutacağımız korkusu içimize o kadar yerleşmiş ki birçoğumuzun birbirine benzer takıntıları olmuş.
Dalgınlık ise dikkatin dağılmasının bir sonucudur.Bazen derin düşüncelere dalma durumu olarak nitelendirilse de farklı türlerde karşımıza çıkabiliyor.
Bu durum kimi zaman felakete yol açarken kimi zaman da kahkaha atmanıza neden olan anılar haline dönüşüveriyor.
Gülümseten anılarımdan bazıları aklımda:)
*Herkes çantasından bir şeyleri unutur masada,markette ya da uğradıkları herhangi bir yerde.Bense kendimdeki hafifliği zaman sonra anlayıp,çantamı unuttuğumu fark ettim:)
*Annem öğretmenken dalgınlığından okula ekmek çantasıyla gitmişti.Uzun süre evde esprisi olan bu olayın başka bir versiyonunun başıma geleceğinden habersizdim.Ben de ev terlikleriyle okulun yolunu tutmuştum:)Neyse ki erken müdahale ile durumdan kurtuldum:)
*En felaketi ise diş macunu yerine babamın tıraş köpüğü ile dişlerimi fırçaladığım o unutulmaz sahnedir.Niye benzer ki dışları birbirlerine?!!(savunma mekanizması)
*Eğlenceli bir arkadaş toplantısında yenilen yemekler sonrası sofra toplanır.Tabakların toplanmasına yardımcı olacakken mutfak yerine banyoya gidilir ve aynaya bakıldıktan sonra kısa bir şoka uğrayarak hemen oradan uzaklaşılır…
Yazdıkça kendime gülüyorum.
Bir tek ben değilim dalgın değil mi?:)
resim:google,görseller

1 Ekim 2010 Cuma

yani...



Ezgi yorgun,fakat
sevdiği dostunu mutlu ettiği için,
Dostlarını sevdiği için,
Veli toplantısından iki gün sonra iki veli geldiği için,
Cuma olduğu için,
Ekim ayının güzelliği için,
Harika haberler aldığı için,
Annesinin kuzusu,kuzularının annesi oldu için,
Öğle arasında öğretmenler odasında sıcak lavaş ve peynir yediği için,
Huzurlu ve sağlıklı olduğu için,
mutlu...
Size de mutlu bir hafta sonları diliyor...
Ha isteyip de olduramayanlar varsa,
çalan şarkıyı onlara armağan ediyor...
Yani;
Sevgiler:)

29 Eylül 2010 Çarşamba

Ertelenen gerçek


Bugün velisiz bir toplantı yaptım…

Bahane bulanlar,tarladan ayrılamayanlar,iş arayanlar,yatağından kalkamayanlar…
Türlü anne,baba sıralayabilirim.
Ben de toplantımı çocuklarla yaptım.
Gerçekten onlara anlattım neler yapmaları gerektiğini…
Konuştuk,başarıyı artıran etkenleri tartıştık.Kimbilir,belki de ailelerine anlatmaktan daha verimli olacak…En azından onlar okula gelmeyi ihmal etmiyorlar…
Toplantı saatinden önce minik kuzum Leyla”öğretmenim babam gelemez de,bliyorsun gözleri görmüyor,ben getirmeye gidebilir miyim?”dedi…
Elbette,dedim…
Onca veli arasından çıkıp geleceği için ne kadar iyi bir baba olduğunu bir kez daha ispatlamış oldu…
Minik elleri,babasının ellerini sıkıca kavramış,merdivenlerden yukarıya doğru çıkarıyordu.O kadar güzel gülümsedi ki,karşılığım gecikmedi.Ben de gülümsedim…
Güzel şeyler anlattı bana,emeğimden bahsetti.Gururlandım,hoşuma gitti…
Onu uğurlarken Rabia geldi yanıma.”Öğretmenim,abim çok hasta,ailem onun yanında İstanbul’da.Kimsem yok.”dedi.
Abisinin hastalığını sorduğumda “kalbi yorulmuş,iyileşecek.”dedi.
Üzüldüm.Ama daha da üzüleceğimden habersizdim…Birkaç dakika sonra yanıma gelen kadın aslında abisinin vefat ettiğinden,fakat henüz haberi söylemediklerinden bahsetti…Yıkıldım…
Yirmi üç yaşında dedi.Yirmi üç yılda da kalbin bitip tükenebildiğini anlattı bana sanki…
Ve küçük kuzumun derslerimden birinde sorduğu soru aklıma geldi:
Gerçek,bir gün öğrenilir değil mi?
Öğrenmesin istedi yüreğim…
Gözleri boşluğa bakan bir öğrencim daha oldu benim…
resim:deviantart

27 Eylül 2010 Pazartesi

Susmalıyım bu akşam...


Güzel şeyler ümit ederek başladık eğitim-öğretim hayatına…

Daha ilk günden belliydi uğursuzlukların olacağı.
Okulların açıldığı ilk gün servisle üzerinden geçtiğimiz taş,tekerimizin patlamasına neden oldu.Uçuruma yuvarlanmamıza ramak kala şoförümüz hamle yaparak kurtardı bizi…
Ve bugün…
Pazartesi nöbetlerini bana verdiler...
Sabah çocukları sınıflarına(kapısı hala takılmayan sınıflar)yerleştirmeye çalıştım.Fen ve Teknoloji dersi için yapacağım deney malzemelerini labaratuara giderek aramaya başladım.Okul yeniden düzenlendiği için her şey birbirine karışmış,aradığım hiçbir şeyi bulamamıştım.Üzüntüyle yukarı doğru çıktığımda gürültüler duymaya başladım.
X kişisi okulumuza gelmiş ve öğretmenlerimizden birine hakaretler yağdırmaya başlamıştı.
Öğretmenimiz,çocuklar hastalanmasınlar diye halılarını binbir çileyle yıkamış ve yıkatmış,yağmur dinmediği için kurutamamıştı.Dolayısıyla halısı olmayan sınıfa da minikleri alamamıştı.
X kişisi öğretmeni yargılarken,öğretmen panikleyip “sayın ya da ….”yerine “hocam”diye hitap etmişti.Vaktinde ben de böyle bir dil sürçmesi yaşamıştım fakat gülümseyerek telafi etmiştim hatamı.
Fakat saçı yandan taralı,tuhaf yürüyüşlü X kişisi “seni sürerimmm buralardan”dan başlayıp maaş kesme cezalarına kadar hakaretlerini sürdürmeye devam etmişti O’na…
Düşündüm…
Aklıma “….olursun da adam olamazsın”hikayesi geldi…
İletişim bizler için ne kadar önemli aslında.Kendini çok daha farklı tanıtabilir insanlar.
İnsanların aklında işittiği azarlardan çok,yaşantısındaki dersler kalıcı oluyor.
Geliyorlar,öğüt veriyorlar,bir iki azar,sonra…
Haberleri olmuyor kırk gündür evini terk edip çocuklarını bırakan babadan,dizleri tutmayan anadan,günün her öğününde peynir ekmek yiyen çocuktan!!
Ellerimde ciltliklerle geldim eve.
“Baban mı öğretti öğretmenim böyle güzel kitap ciltlemeyi?”dediklerinde “evet”diyorum.
Onların kitaplarını da ben ciltliyorum,haberi var mı?
Geliyorlar,öğüt veriyorlar,bir iki azar,sonra…
Sınıfıma girdiğinde bir dakika boyunca yüzüme baktı,ben de ona baktım.
"Kaç mevcut,durum nasıl,hımmmmmmm”dedi ve gitti…
Canım sıkılıyor;arkadaşıma haksız yere yapılan suçlama yüzünden,insanların iletişim yoksunu olmasından,devlet memuru olsak da öğretmenleri ezen alaycı yaklaşımdan,kendilerini kanıtlama çabasında olmalarından…
Velhasıl,
Susmalıyım bu akşam…

26 Eylül 2010 Pazar

Nasihat


Uykunu götür,düşün bana kalsın
Gitmek,durmaktır
Hem bilir misin durmayı?
Giden gölgesiyle gidiyor,
Gitme,durma,uyuma…
Kimi can çekiyor,kimi niyet
Güneş,bulutu kestiriyor gözüne
Bulut,takılıyor dala
Hem bilir misin saklanmayı?
Çekme,takılma,saklanma…
Ateşin de gözleri sulanır,
Kent,gri bir şala dolanır
Ölür bu şehir tek başına
Hem bilir misin yalnız kalmayı?
Korkma,üşüme,ağlama…
                                ezgilimelodi