21 Şubat 2013 Perşembe

YILINI BEKLEYEN ÇİÇEK..


Mutfak masamdaki orkideye uzun uzun baktım.Bir sene önce bana hediye edilen bu güzel çiçek ilgisizliğin üzerine zarif beyaz yapraklarını dökmüş,sahibine küsmüştü.Balkonun bir kenarında uzun bir süre yeşil yapraklarını muhafaza ettikten  sonra babam onunla ilgilenerek yeniden tomurcuklanmasını sağlamıştı..
Anahtar kelimeydi yeniden can veren;"İlgi"
Bir sene sonra aynı gün bana inat aynı güzellikte açıverdi çiçeklerini güzel orkide...
Yaşadığı sürece de açmaya devam edecek,ne güzel..
Minik birlerim de küçük orkideler gibiydi aslında,başlarını bir okşayışım okumalarına en büyük motivasyondu.O gün ilgilenemediğim bir küçüğüm ertesi gün bir kenarda sessiz ve derse karşı "ilgi"siz durabiliyordu..
Güzel çiçeklerimizi dökebildiğimiz bu kısa ve tatlı hayatta,eski acılara,üzüntülere inat yine aynı güzellikte çiçeklenebiliyoruz biz de..
O zaman ne yapalım?
İlgilenelim kendimizle,onlarla,onunla:)
İlgilensinler de:)..
Değişik bir kelime şu "ilgi"
Sürekli yazdıkça "ilgi"nç olduğunu anladım
:)ve
Sustum:)


7 Ocak 2013 Pazartesi

Yapılamayan Diyet

Kilo aldım...
Uzun zamandır tartılmadığım için-ya da baskülde göreceğimi tahmin ettiğim için:)-yediğime-içtiğime dikkat etmeden midemi şenlendirdim,durdum.Hafta sonları kahvaltısı,akşam davetleri,film sırası çerezleri,tatlı krizleri derken geçen zamanın bana nasıl bir fazlalık kazandırdığının bilincine vardım.İnsan kendine eş bulunca da ayarı fazlasıyla kaçırabiliyor.Üniversitedeyken "Karnımız mı acıktı sanki?"diye yanıma kedi gibi sokulan dostlarım vardı benim.Şimdi de eşim...
Ahmet ile karar verdik,yeni yıla diyetle başlayacaktık,ta ki ertesi güne kadar:))

D-Smart'ta yayınlanan bir yemek kanalına takılıp kalınca,"Adam ne de güzel yaptı,biz de denesek mi?"deyince,eh bir de kendimizi kandırınca,soluğu mutfakta aldık..
Kendimizi renkli ev makarnaların daha az kalorili olacağına inandırdık,tavuğu az yağda pişirince de masum olacağını düşündük,önceden de brokoli yemişiz ki,oooo diyet tam dozunda:))
Yaptık,yedik,pişman da olmadım sanırım..

Hala fazla kilom var,diyet yapanlara özenmekle kalmayıp,azimleri için kendilerini tebrik ediyorum..
Yine de güzel şey yemek ya...
Allah,kimseyi açlıkla terbiye etmesin...

Not:Özellikle kış mevsiminde karnı aç olan çok fazla sokak hayvanı var.Geçenlerde kemikleri vücuduna yapışmış bir köpeği çöpü karıştırırken görünce içim cız etti.En azından yediğiniz yemeklerden arta kalanları onlara verirseniz büyük iyilik yapmış olursunuz.Yazın susuzluktan,kışın açlıktan ölüyorlar...

23 Aralık 2012 Pazar

Taş Duvarlar İçinde Bir Oda

İnsanın isteklerinin zamanla yerine geliyor olması müthiş keyif verici bir duygu...Ama,dediğim gibi zamanla...
Bilmediğim bir şehirde eşya arama derdinde olmak ilk başlarda kastı beni,ama neyi istediğimi iyi bildiğim için sonralarda sıkıntı yaşamadım.Puzzle gibi eğlenceli:)

Taş duvar fikri uzun zamandır aklımdaydı,Ahmet ile girdiğimiz ikinci yerde aradığımız şeyi bulduk,babamız da zaten bu konuda oldukça deneyimli olduğundan o da duvarın yapılmasını sağladı ve büyük uğraşlar sonucu taş duvarımıza kavuştuk:)
Maliyeti emin olun televizyon ünitelerinden çok daha uygun,görünümü daha güzel ..

"Sadelik ve az eşya"ana düşüncemiz olunca da perdelerimizi de buna göre seçtik.Perdecide  Venedik temalı fonları görünce taş duvarlı şirin odaya uygun diye düşündüm ve tam da düşündüğüm gibi oldu.Zaten şapkalı avizemizi daha önce de paylaşmıştım.Parçalar bütünleşince,odaya uygun sevimli hediyeler de gelince oturma odasını içimize sinmiş bir şekilde tamamlamış olduk..


Siyah,beyaz,gri,mor,turkuaz..Hepsi de sevdiğim renkler..
Bu arada evlilik hazırlığında olanlara kolaylıklar diliyorum..

20 Aralık 2012 Perşembe

Küçüğün Bedduası:))

Emin değilim ama yaşadığım onu gösteriyor...
Bir hafta öncesinden çocuklara "birinci sınıf karma aşı "yapılacağı duyuruldu.Benim minnaklarda hafta boyunca telaş,korku,karın ağrısı aldı başını yürüdü..Nitekim ayın 19'u geldiğinde sağlıkçılar okulumuza gelerek çocuklara aşı yapmaya başladılar.Her şey hazırlandı,sınıf defterindeki listeye göre çağırıldı kuzular..Kurbanlık koyun gibi titreyerek yanıma geldiler.Kendilerini iyi hissetsinler diye her öğrenciyi aşı sırasında kucağıma aldım,kollarından tuttum.Onlar titriyor,ben de kendimce gaz veriyorum,"hiç acımayacak ya,sinek ısırığı gibi!!"diyerek..Serde erkeklik var,kızların ağlamadığını görünce erkekler kendilerini ayrı bir kasıyorlar,ama hepsinin nasıl da canının yandığını anlayabiliyorum.Çocuklar iğne acısıyla inlerken benim pek bilmiş kuzucuğum Kaan,"Sağlık Bakanlığı yapıyor bunu diiiil miii öğretmenim?"diyerek hemşireleri güldürüyor.Sıra ona geldiğinde kasmayı bırakıp deli gibi ağlıyor..
Aşı bittikten sonra hepsine ağlamadıkları için teşekkür ettim,korkulacak bir şey olmadığını iğnenin o kadar da acıtmayacağını söyledim.Cevaben kollarını tutup bana kızgın kızgın "hı hııı"yaptılar.:)
**
Hastayken ayrı bir nazlı olan Ahmet,benden uzuuuun zamandır yapmadığım bir şey istedi:
Tost..
Tost makinesi üst dolapta olduğu için sandalye yardımıyla almam gerekiyordu.Sandalyeyi kavramamla birlikte çığlık atmam bir oldu:
Elimi arı soktu!!
Zavallı hayvan işaret parmağımla sandalye arasında kaldığı için iğnesini sokma ihtiyacı hissetmiş ve canımı inanılmaz acıtmıştı.Gerçi Ahmet'in ve arkadaşların da verdiği tepki nedense hep aynıydı:
O hayvanın bu havada işi ne!
Olacağı varsa buna hiçbir şey engel olmuyor.Koca evde sandalye arkasına gizlenmiş,ömrünün son deminde belki de uçmaktansa konmayı tercih etmiş..Parmaklarım arasında o da ölmeyi istemezdi sanırım...
Gece boyunca o acıdan kıvranıp durdum,parmağım şişti,kızardı,acıdı,falan filan..
Öyle atmakla olmuyormuş,iki kolundan da iğne vurulan o minicik kolların acısını benim de yaşamam gerekiyormuşş..
"Al sana sinek ısırığıı!"dediler içlerinden,biliyorum:)

14 Aralık 2012 Cuma

Okumayı Öğretirken Yazmayı Unutmak

Belki de harflerle çok fazla haşır neşir olduğumdan yazıdan uzaklaşıyorum..Malum,birinci sınıf okutmak başlı başına bir mucizeye tanık olmak...
Bir gün öncesinden suratına boş bakan o çocuk,mısır patlağı gibi ertesi gün şakırdamaya başlıyor.O harfleri birbirine ekliyor;sen de sevincini ekliyorsun harflere,uzun bir mutluluk zinciri özetle...
Bazen bilmiş bilmiş öğüt vermeye çalışıyorum,sonra kendi halime kızıyorum.Onlar daha çocuk,hele bu yıl tam anlamıyla çocuklar...
Büyükler küçüklere zarar veriyor,veliler şikayete geliyor,sesler,uğultular,kayıp olan eşyalar,hırsızlık,sorunlar derken vakit geçip gidiyor..
Çocuklar değil de veliler inanılmaz yoruyorlar beni.Çocuk gibi şikayet ediyorlar onlar da..Geçenlerde okula uğramayan bir veli sınıfa aniden dalarak"bu çocuklar disiplinsiiiiiiz,ödevlerine bakılmıyoooooor"diye inlemeye başladı.Sabırla onu dinledikten sonra,yaptığı davranışın yanlış olduğunu söyledim.Henüz çocuğuna defter almayan bu velim,bir başkasının gazına geldiğini bana özür dilemeye geldiğinde anlatıyor..Çocuklara üzülüyorum cahil aileleri olduğu için...
Dilden dile dolaşan bu mevzudan sonra birçok velim bana övgüler yağdıyor"biz çok memnunuz hocam"diyerekten...
Hiç bir şekilde gaza gelmediğim gibi yaptıkları övgüyle de gaza gelmiyorum..
Bugün okula gelen velim de,"Çocuğum seni benden daha çok seviyor hocam"dedi.Okul çıkışı beni şapur şupur öpen küçüğüm henüz 60 aylık...Montunu giymesine yardım ediyorum,tuvalete götürüyorum,-hatta iğrenmeyin- kazağındaki sümüğü çıkarmaya çalışan  çocuğumu ben temizliyorum..Garip bir duygu,çok garip...
Yanımdakinin midesi bulansa anında benim de bulanırdı,şimdi sınıfımdaki kusmukları midem bulanmadan temizliyorum...
Her öğretmen değerlidir ama okuma-yazma öğreten öğretmenlerimin emeklerinin ne derecede olduğunu daha iyi anlıyorum..
Bir harf öğreniyorlar diye sevinçten bin takla atıyorum:)
Attığım taklalar beni yormuş olacak ki yazmaya çok da fırsat bulamıyorum...
Özlemişim..
:)


30 Ekim 2012 Salı

Gördüğüne İnanmak da Yetmiyor...


Koca bir bahçenin içinde ufaldıkça ufalan bir okulun içerisindeyim.Velilerin öğrencilerden daha “yaramaz”oldukları bu okulun içinde,fısıltılar,gülüşmeler,ellerindeki örgü şişlerinin çıkardığı garip sesler hiç eksik olmaz..
Seslerin sakinliğinde yemek molası verdiğimiz bir öğle arasında öğrencilerden birisi koşarak odamıza dalış yaptı!
-Büyükler birbirine giriyoooooo öretmeniiiiim!!
Altıncı sınıftaki yaramazların bizim minikleri rahatsız ettiğini homurdanarak dışarı çıktım;kalakaldım…
Yerde yatan genç bir kadın,saçlarını yolma işine koyulmuş yaşlı bir kadın daha…
Hâlâ kalakaldım,ellerimin titremesi de cabası…
-Çocuğu kaçırdıııın 0…pu,bulun çocuğu,çocuk nerde?
-Ben almadım,annesiyim hakkım var görmeye!
-Onu başkasına kaçmadan önce düşünecektin!Çocuk neredeeee?
Kayınvalidenin yanındayım,sakinleştirmeye çalışıyorum;arkadaşlar Jandarmaya haber veriyorlar,kadın ağlıyor…
Çocuklar,okuldaki çocuklar??!!
Okulun etrafında toplanan kalabalık çocukları unutmuş olmalı,çocuklar çığlık atıyorlar:
-Bizi de mi kaçıracaklar?
Ellerimi yüzüme götürüyorum,içinden çıkılmayan bir durum var,konuyu az çok kestiriyorum;ama anneye üzülüyorum,kayınvalideye kızıyorum..
Çocuğunu görmek isteyen bir anne ve ona izin vermeyen bir kayınvalide.Kadın çocuğu annesinin kaçırdığını düşünüp çığlıklar atıyor.
Hep ağlayanın,üzülenin yanında olmaz mıyız zaten?
Çocuk,Doğukan…
Konuyu özetleyen davranışı o tokat gibi çarpıyor yüzüme..
Boş bir sınıfta sıranın altında korkudan titriyor,herkesten her şeyden uzak…
Öğretmen arkadaş sıranın altından çekip çıkarıyor da sıyrılamıyor mahkum olduğu o hayattan,kaçamıyor…
İçim buruk,içim bin parça…
Eve dönüş yolunda başım hafif camda,gördüğüm o manzarada…
Saatler önce bahçede ağlayan o anne değil mi?
Yanında yeni sevgilisiyle,gülerek gezmekte…
Düşünüyorum,
Neye,kime,niye inanmalı?
Gözün gördüğü de yetmiyor,kalbin bildiği de…

18 Ekim 2012 Perşembe

Detaylar,Mutluluklar..

"Seni oyun hamurumdan daha çok seviyorum"dedi,mini mini miniklerimden en sevimlisi..
Bu güzel cümle günümün en önemli detaylarından biriydi.Düşünüyordum;benim,yerine oturmuş,çiçek olan öğrencilerim yoktu.Dışarıdan seyreden birisi benim sınıfta oyuncağıyla oynayan,sırada sallanıp duran,aniden ayaklarıma sarılan çocukları görünce disiplinsiz bir sınıfımın olduğunu düşünürdü belki de...
Evde,sokakta hatta ve hatta büyüdüğünde ona "sus,dur,yapma!"diyen o kadar çok kişi olacaktı ki,en azından gelişim aşamalarında bu kötülüğü ben yapmamalıydım onlara...
Zil çaldığında koşarak sınıftan uzaklaşan bir öğrenci benim için en büyük ceza.Kendilerini kaybetsinler demiyorum elbette ama kırk dakika boyunca da yerlerine çakılıp kalmasınlar..
"SUS!"demekten daha başka güzel şeyler olmalı...
Sınıfta sandalyeme oturamıyorum,yoklama alamıyorum,defteri yazamıyorum,yoruluyorum da;ama onların güne anlam katan güzel sözleri ile onlar kadar küçülüp sevinebiliyorum.
Bazen onların küçük olduğunu unutup öğütler veriyorum,sonra kendime kızıyorum...
32 küçük çocuk,yarısı daha da küçük,hep küçük...
Bugün müfettişe de söyledim,"sınıfın sessiz olması bir başarı mıdır?" diye.Yaşadığı bir anıyı anlattı.Görev yaptığı okulda üç öğretmen arkadaşlarmış.Kendisi çok disiplinliyken arkadaşının sınıfında çocuklar çok fazla soru sorarmış,ses eksik olmazmış;ama öğretmen her birine sabırla cevap verirmiş.Kendi öğrencileri geleceği çok fazla düşünmez iken,arkadaşının sınıfından iyi meslek sahibi insanlar yetişmiş..
Biz yanlışı bir yerlerde yapıyoruz,ONLAR daha çok yanlış yapıyorlar.(Onlar,eğitimle en fazla oynayan insanlar!")
Neyse,
Ben oyun hamuruyla kıyaslanabiliyorsam sanırım doğru yoldayım:)
***
Detayları evin içinde de seviyorum.Fazla eşyam yok,dantelim yok,örtüm yok,orta sehpam yok,yok yani:)
İhtiyacım olan,beni az yoran şeylere daha fazla yöneliyorum.Bir eşyadaki detayı görüp ona takılıp kalabiliyorum.Kararsız değilim,o eşyanın beni beklediğini düşünüyorum.Beni bekleyen televizyon ünitesini de hemencecik buluverdim.
İşte sevdiğim o detay:

Okumayı düşündüğüm birkaç kitabı arasına yerleştirebiliyorum.Düşünenin de yapanın da eline sağlık diyorum:)