18 Ekim 2012 Perşembe

Detaylar,Mutluluklar..

"Seni oyun hamurumdan daha çok seviyorum"dedi,mini mini miniklerimden en sevimlisi..
Bu güzel cümle günümün en önemli detaylarından biriydi.Düşünüyordum;benim,yerine oturmuş,çiçek olan öğrencilerim yoktu.Dışarıdan seyreden birisi benim sınıfta oyuncağıyla oynayan,sırada sallanıp duran,aniden ayaklarıma sarılan çocukları görünce disiplinsiz bir sınıfımın olduğunu düşünürdü belki de...
Evde,sokakta hatta ve hatta büyüdüğünde ona "sus,dur,yapma!"diyen o kadar çok kişi olacaktı ki,en azından gelişim aşamalarında bu kötülüğü ben yapmamalıydım onlara...
Zil çaldığında koşarak sınıftan uzaklaşan bir öğrenci benim için en büyük ceza.Kendilerini kaybetsinler demiyorum elbette ama kırk dakika boyunca da yerlerine çakılıp kalmasınlar..
"SUS!"demekten daha başka güzel şeyler olmalı...
Sınıfta sandalyeme oturamıyorum,yoklama alamıyorum,defteri yazamıyorum,yoruluyorum da;ama onların güne anlam katan güzel sözleri ile onlar kadar küçülüp sevinebiliyorum.
Bazen onların küçük olduğunu unutup öğütler veriyorum,sonra kendime kızıyorum...
32 küçük çocuk,yarısı daha da küçük,hep küçük...
Bugün müfettişe de söyledim,"sınıfın sessiz olması bir başarı mıdır?" diye.Yaşadığı bir anıyı anlattı.Görev yaptığı okulda üç öğretmen arkadaşlarmış.Kendisi çok disiplinliyken arkadaşının sınıfında çocuklar çok fazla soru sorarmış,ses eksik olmazmış;ama öğretmen her birine sabırla cevap verirmiş.Kendi öğrencileri geleceği çok fazla düşünmez iken,arkadaşının sınıfından iyi meslek sahibi insanlar yetişmiş..
Biz yanlışı bir yerlerde yapıyoruz,ONLAR daha çok yanlış yapıyorlar.(Onlar,eğitimle en fazla oynayan insanlar!")
Neyse,
Ben oyun hamuruyla kıyaslanabiliyorsam sanırım doğru yoldayım:)
***
Detayları evin içinde de seviyorum.Fazla eşyam yok,dantelim yok,örtüm yok,orta sehpam yok,yok yani:)
İhtiyacım olan,beni az yoran şeylere daha fazla yöneliyorum.Bir eşyadaki detayı görüp ona takılıp kalabiliyorum.Kararsız değilim,o eşyanın beni beklediğini düşünüyorum.Beni bekleyen televizyon ünitesini de hemencecik buluverdim.
İşte sevdiğim o detay:

Okumayı düşündüğüm birkaç kitabı arasına yerleştirebiliyorum.Düşünenin de yapanın da eline sağlık diyorum:)

7 Ekim 2012 Pazar

Mini mini Birlerim:))


Aslında başlı başına bir yazı konusu 1.sınıflar;ama bu güzel hafta sonunda aklıma gelen komik bir anımı paylaşmak istedim.
Bu yıl eğitim-öğretime,yeni sistemin yeni öğrencileri ile başladık.Beş yaş çocuklarının çoğunlukta olduğu boş sınıfımda onlar bana uzaylı gibi bakıyor,bense çaresiz sınıfta oradan oraya koşturuyorum.Dikkatleri çok çabuk dağılan minikleri sınıfta tutmak için yapmadığım etkinlik kalmıyor;yine de”ne zaman eve gideceğiz?”,”karnım acıktı,çişim geldiiii!!”cümlelerini duymaktan benim de bünyem yoruluyor.
Yine bir Cuma günü,öğleden sonraki ilk derste sürekli saatime bakmış olacağım ki benim en küçük miniğim:
“Saate çok baktın öğretmenim,teneffüsü mü bekliyon?”dedi:)
Hem utandım,hem şaşırdım,kalakaldım öylece…
Yaptığım her davranışı kontrol eden bu miniklerin sandığım kadar minik olmadığını anladım.
Zeki kuzucuğum bana çok iyi bir ders verdi.Ben saate bu kadar bakarsam onlar ne yapsın?:)
Kabul,teneffüsü bekliyordum,ayakta kalmaktan çok yorulmuştum ve az da olsa dinlenmek istiyordum…
Zaten aynı  miniğim,ailesi onu rapor almak için doktora götürdüğünde,doktor “bir şeyi yok”demiş,o da “ben de biliyordum annem,babam zorladı işte!”demiş…
Sınıfımda kuş olup uçan,kucağıma tırmanan,dolaşan,sıranın altında oyuncağı ile oynayan çocuklarım var…
Bu yüzden hafta sonu dinlenmeyi en çok ben ve benim gibiler hak ediyor…
Güzel bir Pazar günü olsun,evimizde misss kahveler koksun:)


6 Ekim 2012 Cumartesi

KOMŞULUK..

Küçüklüğümden beri alışkınım komşuluk ilişkilerine...İhtiyacını hissettiğin her an yanında olmaları,bazen en sevdiklerinin yokluğunu dahi hissettirmemeleri ne büyük mutluluktur!...
Büyük bir şehirde bu güzel duyguyu yakalayamayacağımı düşünürken,daha ilk taşınma aşamasında ellerinde böreklerle gelen teyzeler ve eşleriyle karşılaştım.Şans benden yanaydı;çünkü en fazla dört katlı apartmanların olduğu şirin bir mahallede komşular birbirleri ile uzun zamandır ilişkilerini taze tutuyorlardı.Ramazanda bahçede kurulan büyük sofralarda bizi de çağırmayı ihmal etmezlerdi,biz de elimizden geldiğince onlarla iyi ilişkiler kurmaya çalıştık ve sanırım başardık da...
Okuldan yorgun geldiğimde"Ezgi elindekileri bırak gel çay hazır!"dediklerinde ne kadar büyük bir iyilik yaptıklarının belki farkında olmuyorlar ama beni fazlasıyla mutlu ediyorlar...
On gündür çektiğim hastalıkta,kimi elinde çorbayla geldi,kimi gazete kağıdına sarılı bir süt getirdi,aradılar,halimi sormayı ihmal etmediler...
Çapraz komşumun evi yandığında tüm mahalle bir olup,kadının evini temizlemeye çalıştılar,göz yaşını sildiler,evinden biraz da olsun uzaklaştırdılar...
Bir gülümseyiş,bir tatlı dil insanlar için zor olmasa gerek..
İhtiyaç duyduğumuz en önemli şey bu aslında...
Çevrenizde hep iyi insanların olması dileğiyle..
;)
Mutlu hafta sonları...

20 Eylül 2012 Perşembe

ŞIKIRTISIZ AVİZELER:)


Evimizdeki salonun avizelelerini temizlemek her zaman işkence vermişti bana..Kocaman kristalleri hohlayarak saatlerce ovalamak büyük bir zaman kaybıydı;ama her büyük temizlikte bu büyük görev annem tarafından bana verilirdi..
Ve yine temizliği zor olan avizeler eve alınabilecek en zor eşyalardan da biri olarak karşıma çıktı.
Yeniden moda olan koca taşlar yine afilli duruşuyla bir çoğunu cezbederken beni kendinden uzaklaştırıyordu..Herkesin zevki farklı evet,ama bu sefer büyük bir çoğunluk mavi ledli,irili ufaklı taşlı,kumandalı,değişik modelleri tercih edince avize dükkanlarından çoğu onlarla dolu oluyordu…
Bir keresinde avizecileri dolaşırken bir tanesinin önünden geçtim ve şöyle dedim:
“Yine taş dolu bir dükkan,hiç girmeyelim!”
Hemen bitişiğindeki kapıdan içeri girdiğimde gözüme ilginç modeller çarptı,”aaa başka modeller de var yanda bakalım”dediğimde,adam:
“Evet,az önce geçerken beğenmediğiniz dükkanın sahibiyim ben!”dedi.
Ehe,öhö diyerek konuyu değiştirmeye  çalıştım,çaktırmadan da uzaklaştım.
Meğer aynı yeri ikiye bölmüş,nereden bileyim??
:)
Neyse ki  gönlümde yatan avizeleri  minicik bir avize mağazasından aldım
En sevdiklerimden..
Oturma odasının sevimli şapkası:)
Salonda biraz büyük durdu ama alırken çok güzel parlıyordu:)
























Bu da  ay dedemiz:)

12 Eylül 2012 Çarşamba

Zamanla..


Yine,yeniden önce kendim için yazmalıyım diyorum,
Ve başlıyorum.
Ocak ayından itibaren hayatım,düzenim,işim,sayamadığım birçok şey değişime uğradı.
Önce bir okulum oldu,yaramaz öğrencilerim;sonrasında ise bana ait olan bir evim…
Bu süreç içinde sayfama uğrayamadım,uğradıysam da  çok az kaldım.
Bedenin yorgunluğu çok fazla etkilemiyor insanı;ama beynin yorgunsa ne yaparsan yap yaşadıkların sana o kadar da keyif vermiyor.
Bize ait bir ev olsun istedim,yaşadığım evi daha da benimsemek,dilediğim kadar değiştirmek-çok keyifli oldu-,cesaret edip geleceğe daha iyi bir zemin hazırlamak…
Bunun için büyük bir sabır gerekiyordu ve ödülünü en iyi şekilde aldım işte!
Bir evim oldu,birazcık da borcumJ
Evden,dekorasyonumdan bahsederim,zamanla…
Şimdi bir de başka bir okulum ve birinci sınıf öğrencilerim var.Yeni sistemin yeni kurbanları olan çocuklar ve bana sabır ve başarılar diliyorum.Altmış aylık öğrencimi ağlamaktan kurtarabilirsem işte o zaman başarılı bir eğitimci olduğumu düşüneceğim.Küçük kuzucuğum dıştan ağlarken,ben otuzdört çocuğumla içimden ağlıyorum…
Buna rağmen boğucu sıcakların ardından gelen bu tatlı serinliğe kapılıp biraz daha dinleneyim diyorum.
Evimizde...
:)
Ezgilimelodi.

25 Mart 2012 Pazar

Ana fikir

*Okula gideceğim ilk gün bindiğim dolmuşta yanıma oturan amca benden para istedi,dönüşte yanıma oturan genç bir kız da sakinleştirici istedi.
Büyük istek uyandırıyorum...
*Velilerim pek bilmiş,çok bilmiş,hatta çok bildiğini zannetmiş.Zaten bu da en tehlikelisiymiş...
*Velilerimden birisi oğlunun yerini değiştirmemi istedi.Ben de'ben sizin evinizdeki eşyaları değiştirmek için istekte bulunuyor muyum?'dedim.
Sustu,hala düşünüyordur...
*Yol,iz bilmediğim için pek sevgili dolmuş şoförüne anlattığım yerde beni indirmesini söyledim.Dolmuş şoförlerine güvenilmiyormuş.En son otogar tabelasını gördüğümde gözlerim fal taşı gibi açıldı.
O gün yağmur yağıyordu,yürüdüm,ıslandım...
Ders aldım...
*Müdürümüz çok tatlı bir amca.Ondan ilerleyen aylarda izin almak istediği söyledim.Bana gülümsedi.Hemen gittim uçak bileti aldım.İnsanların gülüşünü seviyorum.Bu arada kendi kendime de gelin güvey oluyorum.Belki de öylesine gülümsedi...
Olsun..
*Kalabalık bir okula ve çocukların sesine alışamadım.Ama onlar bana alıştı...
*Sesim daha yüksek çıkabiliyormuş ve aslında işimde çoook sabırlıymışım..
*Bu şehirde insanlar rahat,çok rahat,fazla rahat...
Sanırım  alışıyorum.
Ana fikir mi?
Adı üstünde annemi özledim...

19 Mart 2012 Pazartesi

Sonun Başlangıcı..

Sınıf kapısından içeri girdiğimde anladım;öğretmenliğin en masum yanını köyde bırakmışım..
Büyük bir okul,büyük bir öğretmenler odası,büyük bir ses..
Ben ilkokula yeni gidenler kadar ürkek,bir o kadar küçük..
Yeni göreve başlamışım gibi,her şey ne kadar tuhaf gelmişti bana.
Ertesi gün gitmek istememiştim yeni okuluma;paydos zili çaldığında öğrencilerim beni ezip geçmişti..bu yüzden..
Yeni öğrencilerim benden önce altı öğretmen değiştirmişler.Sonuncu bayanın ağlayarak sınıfı terketmesine neden olmuşlar..O derece yani..
Tıpkı filmlerdeki gibi..
Ve sınıfın kaderini değiştirecek öğretmen gelir.
Ta daaaaaa
 ben:)))
Yaptığım ilk veli toplantısında veliler ilk kez çocuklarının dersi iyi anladığını söylediler.Öğretmen arkadaşlar sınıf hakkında hiç şikayet etmediğimden bahsettiler.Müdür ayrı bir ilgi gösterdi..
Yani feci gaza geldim..!
İşte hala o gazla okula gidip geliyorum..
İtiraf etmeliyim ki,köyde çalıştığım kadar çalışmıyorum.Bir kez anlatıp geçebiliyorum konuları.Anlıyorlar..
En büyük sorun,köydeki öğrencilerim kadar sevgiyle bakmıyorlar.Ben de gidip sıkamıyorum yanaklarını...
Yoo,sanırım dayanamayıp sıkmıştım birkaçının yanağını:)

Bugün peruk takan bir öğretmene "saçınızın rengi doğal mı?"dedim.Hep birlikte gülüştüklerinde anladım yine bir pot kırdığımı..Köy masumiyeti hala üzerimde..
Okula renk geldi...
Ben geldim: )