29 Temmuz 2010 Perşembe
Düşünmenin İzdüşümü
Düşünürüz değil mi?
Aktarabilir miyiz?
Herzaman değil...Düşüncelerimizi aktaracağımız kişi sevdiğimiz ise genelde sus pus oluruz,hatta yetmez küs oluruz.(Bayanlar özellikle:),"Hadi bizi anla!! "deriz susarak...
Yetmez bazen,takıldığımız anlarda ellerimize,mimiklerimize başvururuz.Etkili de olur hem görüntü hem ses olayı.
Çünkü sesli düşünürsek işte o an konuşmanın kapsama alanına girmiş bulunuruz.Konuşmanın da bir çok yöntemi var,belki hala bilmediğimiz...
Konuşma yöntemlerinden bir kaçının eksikliği anlatımda nelere yol açar tahmin bile edilemez.
Mesela;bizim bir sabah şekerimiz vardı,üniversitede okurken...Yetmiş küsür yaşında belki,şekerliği yerinde de susup gözleri konuşsa çok daha iyi anlaşabileceğimiz biriydi...Sade bir ses tonuyla anlatacağı ne varsa anlatır,sonrada çıkar giderdi.Ah bir farkedebilse bu eksikliğini,"etkili konuşma sanatı"ile ilgili bir kaç bir şey araştırıp öyle karşımıza çıkardı...
Ben de öğretmenim,onun gibi yapıyor muyum?
Yapsam kuzular beni dinler mi hiç:)...
Ne zor şey aslında şu bloga düşündüklerini aktarabilmek,o duyguyu okuyucuda da oluşturabilmek...Her yazar kişisi "kendim için açtım blogu,kimse anlamasa da mühim değil"dese de,birilerinin anlayabilmesi emin olun ki onu mutlu kılar.Ben gibi...Yazarken tıkır tıkır bi hevesle yazılır-genelde-.ve okuyucuya ulaşmanın verdiği o rahatlıkla yeni yazılara yelken açılır.Meğer içimizde ne büyük bir yazarlık sevgisi varmış:)Hem kompozisyon gibi giriş,gelişme,sonuç tedirginliği yaşamadan,çalakalem,öylesine yazabilmek...Hoş ama zor iş....
Sayfamda yazılanlar kimine ilginç gelir;arada bir uğrar,kimi sever her zaman uğrar:)kimi de bir tık darbesiyle sayfamı uçurabilir.Kimi yorumuyla beğenir,kimi beğense de yorum yapmaz:)
Neticede şu yazdıklarımla da bir şeyler anlattığıma inanıyorum,okuyan varsa buyursun her zaman,bekliyorum...
Derler ya hep,"ne düşündüğünüz değil,nasıl ifade ettiğiniz önemlidir"diye...
Konuşmanın yazıya döküldüğü anları yazmak istedim,konuşur gibi...
Ne hoş bir şey ki,eli kalem tutan her birey bembeyaz sayfalara birşeyler yazabilir.Ya da ekranda yeni yazılar oluşturabilir klavyesinin yardımı ile...Ama işin zor kısmı okuduğunu anlaşılır kılabilmek,okuyucuda hoş izlenimler bırakabilmek.Bunun içinde hayatta muhakkak öğretmenimizden ya da büyüklerimizden duyduğumuz bir cümleyi uygulayabilmek önemlidir"okuyun!"
Çünkü okuduklarını analiz edemeyen hedefine ulaşamaz...
Bazen masabaşında otururken"aklıma bir şey gelmiyor"deriz,işte o anda günlükler imdadımıza yetişir.Ben bu tür blogların bu yüzden çok etkili olduğunu düşünüyorum.Yazmaya günlük tadında başladığınızda gerisi çorap söküğü gibi geliyor ve yazma işinin en güzel payını tatmış oluyoruz.
En çok yaptığım hatalardan biri papağan gibi kelimeleri tekrar etmek:)Bunun içinde uyguladığım en etkili yöntem ise bulmaca çözmek.Farketmez kare,sarmal,çengel...Bulmaca olsun yeter:)En azından kelime yetersizliğinden kurtulmuş oluruz bu yöntemle....
Bazen de yazılanları anlamayız,çünkü teknik anlamda çok fazla terim kullanılır.Bunları bilmek zorunda değiliz,bu yüzden yazılanların her telden okuyucuya ulaşması için anlaşılır olması gerektiğini düşünüyorum.
Bir de...
En mühim şey bana göre,yazıda melodi bırakabilmektir:)
Herkeğin kendine has yetenekleri vardır,kimi yemek yapmayı beceremez ama müthiş bir damak tadı vardır.Kimi resim yapamaz ama tabloları şahane yorumlar.Bu yüzden kendimizi kasmayalım,yüreğimizin iki sesli melodisini dinleyip,ne ile mutlu oluyorsak onu yapalım...
(resim:deviantart)
25 Temmuz 2010 Pazar
Bir klip(Mad World) ve müzik...
Müzik dinlemekten ne kadar keyif aldığım sayfamdan ve yazılarımdan anlaşılıyordur.Arabada,teneffüs aralarında,uyumadan hemen önce,canım sıkıldığında yani hayatımın büyük bir kısmında,dinlerken huzur bulduğum müzikler bir nevi dost gibi bana…
Geçmişe bakıldığında toplumdaki sınıflaşmalar,ayırımlar,karmaşalar müziğe de yansıyıp çeşitli kültürlerin oluşmasına neden oldu.Kimi politikacılar çığırtkanlıklarla müziği çeşitli kalıplara soktular,ezilenler ise öfkelerini yine müzikle dile getirmeye çalıştılar.
Herkes için farklı bir iletişim şekli oldu müzik…
Konu hakkında yazmama neden olan ise,dinlediğim müziğe uyan keyifle seyrettiğim güzel bir klip.İçinde yaratıcılık,sakinlik,huzur olan ve göz yormayan sade bir klip…
İşitsel anlamda ne kadar keyif veriyorsa,görsellik açısından da seyretmeye doyamadığım klipler vardır benim için.Toplumsal gelişmeyle paralel bir seyir izleyen müzik,çekilen klipler açısından da bir o kadar gerileme göstermiş durumda.Ve ben yabancı kliplerdeki sadece “açıklık”bakımından özenilen Türk kliplerini seyretmekten çok fazla keyif alamıyorum.
Şimdi gecenin sakinliğini ve huzurunu yaşamak için "Mad World"u yine ve yeniden dinliyorum...
Geçmişe bakıldığında toplumdaki sınıflaşmalar,ayırımlar,karmaşalar müziğe de yansıyıp çeşitli kültürlerin oluşmasına neden oldu.Kimi politikacılar çığırtkanlıklarla müziği çeşitli kalıplara soktular,ezilenler ise öfkelerini yine müzikle dile getirmeye çalıştılar.
Herkes için farklı bir iletişim şekli oldu müzik…
Konu hakkında yazmama neden olan ise,dinlediğim müziğe uyan keyifle seyrettiğim güzel bir klip.İçinde yaratıcılık,sakinlik,huzur olan ve göz yormayan sade bir klip…
İşitsel anlamda ne kadar keyif veriyorsa,görsellik açısından da seyretmeye doyamadığım klipler vardır benim için.Toplumsal gelişmeyle paralel bir seyir izleyen müzik,çekilen klipler açısından da bir o kadar gerileme göstermiş durumda.Ve ben yabancı kliplerdeki sadece “açıklık”bakımından özenilen Türk kliplerini seyretmekten çok fazla keyif alamıyorum.
Şimdi gecenin sakinliğini ve huzurunu yaşamak için "Mad World"u yine ve yeniden dinliyorum...
21 Temmuz 2010 Çarşamba
Artık sanal değil:)
Ablacık…
Buluşacağımız günün akşamı havayı ağlattık, buluştuktan az bir süre sonra yağmuru kurutan gülüşlerimizle ısıttık içimizi.Muhabbetin başlangıcı”dur bakim sana,çok şekersin Ezgiiiii:)”,”Sen de çok güzelsin Nihan ablaaa”olunca birbirimizi daha da mutlu ettik sanırım:)Gülümsüyorum hala…
Oturduğumuz köşede böceklerin beni ısırmasıyla,hayvanlara ettiğim eziyetin cezasını çektiğimi,güzelim tatlıyı bin parçaya bölüp iki saatte yiyerek de yemek bakımından ne kadar yavaş bir insan olduğumu tanıdın.Ha bir de Ezgi ne kadar da kahkahalar atsa,içindeki hüzün kıymığının onu nasıl rahatsız ettiğini anladın.Seninle arabada”californication”söylemek,müzikler hakkında konuşabilmek,ikimizin ortak yanlarını bulabilmek gerçekten çok keyifliydi.
Tolga abi;
Ortadünya…
Yeşil ahşap bir masa,şirin sandalyeler,kahve ve beğendiğim yeşil bardak.Karşımda hikayesini dinlemekten keyif aldığım sen…İnsan hayata sıkıca bağlanmayı öğrenir seni tanıdığında.Seni tanımak güzel şeyler kattı bana.
Mesela,içtiğim koca bir bardak portakal suyunun vitaminini kattı yüreğime içten sözlerin...
Paylaşacak çok şey var aslında güne dair.Sadece minik bir teşekkür yazısıydı bu,kabul ederseniz:)…
Dilerim yine en kısa zamanda,bu sefer üç kişilik sohbetlerimizle tatlanır güzel zamanımız.
Teşekkür ederim,
Her şey için…
25 Haziran 2010 Cuma
Sessiz ezgi
Gerekiyor bazen sessizlik.
Bunun için,
uzun bir ara...
Değer verip sayfamı ziyaret eden,yorum yapan herkese teşekkürler.
Okunan sayfalardan bir yaprak eksilse de,gülümseyişleriniz eksilmesin.
Sevgiyle kalın...
Bunun için,
uzun bir ara...
Değer verip sayfamı ziyaret eden,yorum yapan herkese teşekkürler.
Okunan sayfalardan bir yaprak eksilse de,gülümseyişleriniz eksilmesin.
Sevgiyle kalın...
24 Haziran 2010 Perşembe
İletişimin bozuk hali
Mutlu anlarla zamanı doldurmak adına yapmak istediğimiz şeydi birlikte bir şeyler paylaşabilmek.Bizi okul çatısı altında buluşturan eğitim sisteminin soğukluğuna inat sıcak sohbetler yapabilmekti gayemiz.Güzel gülüşlerimizi servis şoförümüze bulaştırdığımız için o da bizden birisiydi.Bizim kadar sıcak,içtendi…
Gel gelelim iktidarı kevgir bir idareci olunca,sevgi denizimiz kevgirden acımasızca boşalabiliyordu.Bugün bunun en canlı örneğini bir kez daha yaşadık.
Bir gün öncesinden planlanan mangal düşüncesine şoförümüz de dahil olmak üzere herkes katıldı.Sabah tüm malzemeler alınıp öğretmenler odasındaki masanın üzerine yerleştirildi.Sabah yapılan birkaç işten sonra herkes yemek için türlü işlere girişti.Kimi patlıcan közledi,kimi köfte yoğurdu.Kimi esprileriyle ortama şen bir hava kattı.Masa örtümüzün üzerine serilen zamanı geçmiş gazetelerle inşaat işçileri sofrası görünümü verildi.
Herkesin masa etrafında toplanmasını beklerken müdürümüzün kendi odasında yemek yeme kararını duyduk.Yüzümüzün düşmesine neden olan bu olayı umursamadığımızı belli etmek için yemek esnasında kahkahalarımızı daha içten attık,daha tatlı sohbetler etmeye başladık.
İnsanlar bazen tek bir kelimeyle de kendilerini belli edebiliyorlar değil mi?
Ama benim sıkıntım bu değildi!
Dün gece vefat eden Müdür yardımcımızın babası için okul sonrasında hep birlikte baş sağlığına gidelim dedik.Müdür beyden izin almak için kimse yanaşmayınca odasına doğru yöneliverdim.
Kapıyı nazik bir şekilde tıklattıktan sonra kendisinin bana sırtı dönük bir şekilde bilgisayar ekranına baktığını gördüm.”Hocam,biz..”dememe kalmadan”gidebilirsiniz!”dedi.
Bana,insanlarla konuşurken yüzlerine gülümsemem ve kibar olmam öğretildi.Karşımdaki çocuksa eğer seviyesine iner,büyükse mümkün oldukça gözlerine bakarak konuşmayı tercih ederim.
“Hocam,size bir şey söyleyebilmem için yüzünüzü görmem gerekiyor.”dedim.
Suratı asık bir şekilde yüzüme döndüğünde,gülümseyerek
“Teşekkür ederim.”dedim.
Anlatmak istediğim cümleyi hem yarıda bırakmış,hem de bazı devlet dairelerinde insanların davrandığı gibi benimle umursamaz bir şekilde konuşmaya başlamıştı.
Kendi adıma değil ama onun için gerçekten üzüldüm.
İletişim,sandığımız kadar zor olmasa gerek.Birbirimizi tanımadan,yüzlerimize dahi bakmadan içtenliğimizi,samimiyetimizi anlayabiliyorsak bunu yüz yüze daha kolay başarabiliriz diye düşünüyorum.
Yürekleri kevgir olan insanlar berrak suyu akıttıkları için içlerinde taşı barındırabiliyorlar.
Onları sevmiyorum…
Ben yine de bugünü,kemiklerimizi yemek için bekleyen,hatta kimsenin yanına yaklaşamadığı kocaman köpeğin burnunun dibinde fotoğraf çekerek hatırlamak istiyorum.
Çünkü o beni anlayabiliyor!!!
Gel gelelim iktidarı kevgir bir idareci olunca,sevgi denizimiz kevgirden acımasızca boşalabiliyordu.Bugün bunun en canlı örneğini bir kez daha yaşadık.
Bir gün öncesinden planlanan mangal düşüncesine şoförümüz de dahil olmak üzere herkes katıldı.Sabah tüm malzemeler alınıp öğretmenler odasındaki masanın üzerine yerleştirildi.Sabah yapılan birkaç işten sonra herkes yemek için türlü işlere girişti.Kimi patlıcan közledi,kimi köfte yoğurdu.Kimi esprileriyle ortama şen bir hava kattı.Masa örtümüzün üzerine serilen zamanı geçmiş gazetelerle inşaat işçileri sofrası görünümü verildi.
Herkesin masa etrafında toplanmasını beklerken müdürümüzün kendi odasında yemek yeme kararını duyduk.Yüzümüzün düşmesine neden olan bu olayı umursamadığımızı belli etmek için yemek esnasında kahkahalarımızı daha içten attık,daha tatlı sohbetler etmeye başladık.
İnsanlar bazen tek bir kelimeyle de kendilerini belli edebiliyorlar değil mi?
Ama benim sıkıntım bu değildi!
Dün gece vefat eden Müdür yardımcımızın babası için okul sonrasında hep birlikte baş sağlığına gidelim dedik.Müdür beyden izin almak için kimse yanaşmayınca odasına doğru yöneliverdim.
Kapıyı nazik bir şekilde tıklattıktan sonra kendisinin bana sırtı dönük bir şekilde bilgisayar ekranına baktığını gördüm.”Hocam,biz..”dememe kalmadan”gidebilirsiniz!”dedi.
Bana,insanlarla konuşurken yüzlerine gülümsemem ve kibar olmam öğretildi.Karşımdaki çocuksa eğer seviyesine iner,büyükse mümkün oldukça gözlerine bakarak konuşmayı tercih ederim.
“Hocam,size bir şey söyleyebilmem için yüzünüzü görmem gerekiyor.”dedim.
Suratı asık bir şekilde yüzüme döndüğünde,gülümseyerek
“Teşekkür ederim.”dedim.
Anlatmak istediğim cümleyi hem yarıda bırakmış,hem de bazı devlet dairelerinde insanların davrandığı gibi benimle umursamaz bir şekilde konuşmaya başlamıştı.
Kendi adıma değil ama onun için gerçekten üzüldüm.
İletişim,sandığımız kadar zor olmasa gerek.Birbirimizi tanımadan,yüzlerimize dahi bakmadan içtenliğimizi,samimiyetimizi anlayabiliyorsak bunu yüz yüze daha kolay başarabiliriz diye düşünüyorum.
Yürekleri kevgir olan insanlar berrak suyu akıttıkları için içlerinde taşı barındırabiliyorlar.
Onları sevmiyorum…
Ben yine de bugünü,kemiklerimizi yemek için bekleyen,hatta kimsenin yanına yaklaşamadığı kocaman köpeğin burnunun dibinde fotoğraf çekerek hatırlamak istiyorum.
Çünkü o beni anlayabiliyor!!!
22 Haziran 2010 Salı
Kitaplarım
2009-2010 Eğitim-Öğretim yılı henüz bizim için tamamlanmadı.Haziran ayının sonuna kadar yine okula gideceğiz.Gidiyoruz da:)
Son birkaç gündür terör yüzünden yaşadığımız sıkıntılara,köyümüzün yakınlarında yakalanan teröristlerle,yanımızdan geçen akrep denilen askeri araçlarla,başımızın üstünde dolaşan helikopterlerle ve silah sesleriyle birlikte yeni sıkıntılar eklendi.
Bu koşullar altında okula yine,yeniden devam etmek durumundayız.
Ülkemizin yaşadığı bu sıkıntıları bir an önce atlatmasını diliyorum.
****
Her ne kadar da yaşananlar yüzünden aklımızı toparlayamasak da seminer dönemindeki -bana göre- harcanan zamanı kitap okuyarak telafi etmeye çalışıyorum.
Geçenlerde elime ulaşan kitaplarımdan bahsetmek istiyorum.
Birincisi,kitaplarımın içinde okumak için sabırsızladığım tek kitap olan “Albümdekiler”.
Albümdekiler/Gülsen VAROL:
"Gülsen Varol, emekli müzik ve ingilizce öğretmeni. Kültür Bakanlığı ve TDK tarafından ödüllendirilen şiirleri var. Hasret Senfonileri - Bende Kalanlar - Velhasıl adını verdiği üç şiir kitabı olan yazarın, ayrıca İş Kültür Yayınlarından basımını sağladığı Ve Günahlar Var Ya isimli Vedat Varola ait bir de rubailer kitabı var. Albümdekiler onun ilk romanı."
Kitap hakkında ne söylesem benden önce bahseden değerli dostların cümleleri yanında ufak tefek kalacaklar.Diyebileceğim en güzel şey;”okuyun!”olacaktır.Kitabı elinize almanızla bitirmeniz bir oluyor.Geç de olsa okuduğum için çok mutluyum.Değerli öğretmenime çok teşekkür ediyorum.
Sizinle aynı okulda olmayı hayal ettim de…Çok isterdim…
Henüz okumadığım kitaplar hakkında da yazılmış olan kısa bilgiler;
Elif Şafak/Med-Cezir:
“Med-Cezir Elif Şafak'ın kadınlık, kimlik, kültürel bölünme, dil ve edebiyat konulu yazılarından bir araya getirilmiş bir seçki. Kitabı, Elif Şafak'ın farklı yayın organlarında yayımlanan yazılarını severek okuyan, ancak bir kısmını da kaçıran okurlar için bir bütünlük gözeterek hazırladık. Elif Şafak'ın yazıları böyle bir toplam içinde peşpeşe okunduğunda, ona özgü olan açık bir hale geliyor: gece-gündüz, göçebelik-yerleşiklik, kadınlık-erkeklik, Doğu'da ya da Batı'da olmak gibi uçlar arasında salınım, bu uçlardan hiçbirine yerleşmeme, arada olma duygusu... Bu duygunun ilhamıyla yazılmış yazılar.
Med-Cezir toplamı, yazarın değişik alanlardaki bakışını yansıtırken, onu romanlarıyla tanımış ve takip eden okurlar için de edebiyatının izini sürebilecekleri keyifli bir okuma vaat ediyor”
Chres Cleave/Küçük Arı:
"Size bu kitapta ne olduğunu anlatmak istemiyoruz; çünkü gerçekten çok özel bir hikâye ve biz onu bozmak istemiyoruz.
Yine de bu kitabı almanıza yetecek kadar bilmeniz gerektiğinden, sadece şu kadarını söyleyelim:
Bu, yaşamları kaçınılmaz bir şekilde çarpışan iki kadının hikâyesidir. Ve biri korkunç bir seçim yapmak zorundadır.
İki yıl sonra tekrar karşılaşırlar ve hikâye burada başlar...
Bu kitabı okuduğunuzda herkese anlatmak isteyeceksiniz. Bunu yaptığınızda, lütfen, neler olduğunu anlatmayın; çünkü bütün büyü, olayların akışında...
"Bir sonraki Uçurtma Avcısı."
-Library Journal-
"Sizi alıp götürecek''
-Washington Post-
"Okuduktan sonra unutmanız hiç de kolay olmayacak."
-Financial Times-
''Hiç tartışmasız 2009'un açıkara en iyi kitabı''
--Metro-
Jean Christophe Grange/Ölü Ruhlar Ormanı:
"Jeanne Korowa tek bir hata yaptı. Katili ormanda arıyordu.
Oysa orman katilin içindeydi. İnsanın içindeki vahşi çocuk gibi.
Genç ve yalnız bir kadın olan Yargıç Jeanne Korowa, tesadüfen şahit olduğu bir psikiyatri seansı sayesinde Paris'te işlenen tüyler ürpertici seri cinayetlerin failini keşfetmiştir. Ama elinde hiçbir kanıt yoktur ve katilin peşine tek başına düşmek zorundadır.
Böylece Guatemala, Nikaragua ve Arjantin'de soluk soluğa ve kanlı bir takip başlar."
Alexandra Cavelius/Leyla:
LEYLA BOSNALI BİR KIZIN YÜREĞİNİZİ BURKACAK VE TÜYLERİNİZİ ÜRPERTECEK GERÇEK HAYAT ÖYKÜSÜ Bosnalı Leyla büyük bir kâbusu atlatmıştı: Bosna’daki toplama kampında geçirdiği iki yılı. Binlerce kadının travma geçirmesine neden olan savaşın karanlık ve baskıcı yüzünü anlatan bir kadın... Onun isyankâr öyküsü ve acıyla dolu dokunaklı kaderi...
“Bu kitabın kapağını açmadan önce, cehenneme açılan bir kapının eşiğinde olduğunuzu bilmelisiniz. İnsan denilen yaratığın bütün kötülüklerini sergiye çıkarttığı bir coğrafyaya, Balkanlara adım atacaksınız… Kadınların beden ve ruhlarının nasıl lime lime edildiğini okurken “insan uygarlığı” denilen barbarlıktan kaçıp, en vahşi hayvanların şefkatli uygarlığına sığınmak isteyeceksiniz.” -Sydsvenska Dagbladet.
Bu kadar acı ve yürek burkucu bir kitap okumadım. Ağlayarak elimden bıraktığım kitaba her seferinde geri döndüm. Korkunç bir öyküydü. Bir zamanlar basın organlarında Yugoslavya’nın adıyla birlikte duyduğum ‘etnik temizlik’, ‘toplama kampı’, ‘toplu tecavüz’ gibi sözcüklerin ne anlattığını bu kitapla anladım. -Allt om Böcker
Balkanlarda neler olup bittiğini anlatan sarsıcı bir kitap. Leyla kendisinin ve başka kadınların yaşadıkları cehennemi haykırıyor... Bu kitabı sonuna kadar okuyup bitirmeden duramıyorsunuz. -Svenska Dagbladet
Eğer yetkim olsa her okula insanlık dersi diye bir ders koyar ve bu kitabı herkesin okumasını zorunlu kılardım. -Dagens Nyheter
Son birkaç gündür terör yüzünden yaşadığımız sıkıntılara,köyümüzün yakınlarında yakalanan teröristlerle,yanımızdan geçen akrep denilen askeri araçlarla,başımızın üstünde dolaşan helikopterlerle ve silah sesleriyle birlikte yeni sıkıntılar eklendi.
Bu koşullar altında okula yine,yeniden devam etmek durumundayız.
Ülkemizin yaşadığı bu sıkıntıları bir an önce atlatmasını diliyorum.
****
Her ne kadar da yaşananlar yüzünden aklımızı toparlayamasak da seminer dönemindeki -bana göre- harcanan zamanı kitap okuyarak telafi etmeye çalışıyorum.
Geçenlerde elime ulaşan kitaplarımdan bahsetmek istiyorum.
Birincisi,kitaplarımın içinde okumak için sabırsızladığım tek kitap olan “Albümdekiler”.
Albümdekiler/Gülsen VAROL:
"Gülsen Varol, emekli müzik ve ingilizce öğretmeni. Kültür Bakanlığı ve TDK tarafından ödüllendirilen şiirleri var. Hasret Senfonileri - Bende Kalanlar - Velhasıl adını verdiği üç şiir kitabı olan yazarın, ayrıca İş Kültür Yayınlarından basımını sağladığı Ve Günahlar Var Ya isimli Vedat Varola ait bir de rubailer kitabı var. Albümdekiler onun ilk romanı."
Kitap hakkında ne söylesem benden önce bahseden değerli dostların cümleleri yanında ufak tefek kalacaklar.Diyebileceğim en güzel şey;”okuyun!”olacaktır.Kitabı elinize almanızla bitirmeniz bir oluyor.Geç de olsa okuduğum için çok mutluyum.Değerli öğretmenime çok teşekkür ediyorum.
Sizinle aynı okulda olmayı hayal ettim de…Çok isterdim…
Henüz okumadığım kitaplar hakkında da yazılmış olan kısa bilgiler;
Elif Şafak/Med-Cezir:
“Med-Cezir Elif Şafak'ın kadınlık, kimlik, kültürel bölünme, dil ve edebiyat konulu yazılarından bir araya getirilmiş bir seçki. Kitabı, Elif Şafak'ın farklı yayın organlarında yayımlanan yazılarını severek okuyan, ancak bir kısmını da kaçıran okurlar için bir bütünlük gözeterek hazırladık. Elif Şafak'ın yazıları böyle bir toplam içinde peşpeşe okunduğunda, ona özgü olan açık bir hale geliyor: gece-gündüz, göçebelik-yerleşiklik, kadınlık-erkeklik, Doğu'da ya da Batı'da olmak gibi uçlar arasında salınım, bu uçlardan hiçbirine yerleşmeme, arada olma duygusu... Bu duygunun ilhamıyla yazılmış yazılar.
Med-Cezir toplamı, yazarın değişik alanlardaki bakışını yansıtırken, onu romanlarıyla tanımış ve takip eden okurlar için de edebiyatının izini sürebilecekleri keyifli bir okuma vaat ediyor”
Chres Cleave/Küçük Arı:
"Size bu kitapta ne olduğunu anlatmak istemiyoruz; çünkü gerçekten çok özel bir hikâye ve biz onu bozmak istemiyoruz.
Yine de bu kitabı almanıza yetecek kadar bilmeniz gerektiğinden, sadece şu kadarını söyleyelim:
Bu, yaşamları kaçınılmaz bir şekilde çarpışan iki kadının hikâyesidir. Ve biri korkunç bir seçim yapmak zorundadır.
İki yıl sonra tekrar karşılaşırlar ve hikâye burada başlar...
Bu kitabı okuduğunuzda herkese anlatmak isteyeceksiniz. Bunu yaptığınızda, lütfen, neler olduğunu anlatmayın; çünkü bütün büyü, olayların akışında...
"Bir sonraki Uçurtma Avcısı."
-Library Journal-
"Sizi alıp götürecek''
-Washington Post-
"Okuduktan sonra unutmanız hiç de kolay olmayacak."
-Financial Times-
''Hiç tartışmasız 2009'un açıkara en iyi kitabı''
--Metro-
Jean Christophe Grange/Ölü Ruhlar Ormanı:
"Jeanne Korowa tek bir hata yaptı. Katili ormanda arıyordu.
Oysa orman katilin içindeydi. İnsanın içindeki vahşi çocuk gibi.
Genç ve yalnız bir kadın olan Yargıç Jeanne Korowa, tesadüfen şahit olduğu bir psikiyatri seansı sayesinde Paris'te işlenen tüyler ürpertici seri cinayetlerin failini keşfetmiştir. Ama elinde hiçbir kanıt yoktur ve katilin peşine tek başına düşmek zorundadır.
Böylece Guatemala, Nikaragua ve Arjantin'de soluk soluğa ve kanlı bir takip başlar."
Alexandra Cavelius/Leyla:
LEYLA BOSNALI BİR KIZIN YÜREĞİNİZİ BURKACAK VE TÜYLERİNİZİ ÜRPERTECEK GERÇEK HAYAT ÖYKÜSÜ Bosnalı Leyla büyük bir kâbusu atlatmıştı: Bosna’daki toplama kampında geçirdiği iki yılı. Binlerce kadının travma geçirmesine neden olan savaşın karanlık ve baskıcı yüzünü anlatan bir kadın... Onun isyankâr öyküsü ve acıyla dolu dokunaklı kaderi...
“Bu kitabın kapağını açmadan önce, cehenneme açılan bir kapının eşiğinde olduğunuzu bilmelisiniz. İnsan denilen yaratığın bütün kötülüklerini sergiye çıkarttığı bir coğrafyaya, Balkanlara adım atacaksınız… Kadınların beden ve ruhlarının nasıl lime lime edildiğini okurken “insan uygarlığı” denilen barbarlıktan kaçıp, en vahşi hayvanların şefkatli uygarlığına sığınmak isteyeceksiniz.” -Sydsvenska Dagbladet.
Bu kadar acı ve yürek burkucu bir kitap okumadım. Ağlayarak elimden bıraktığım kitaba her seferinde geri döndüm. Korkunç bir öyküydü. Bir zamanlar basın organlarında Yugoslavya’nın adıyla birlikte duyduğum ‘etnik temizlik’, ‘toplama kampı’, ‘toplu tecavüz’ gibi sözcüklerin ne anlattığını bu kitapla anladım. -Allt om Böcker
Balkanlarda neler olup bittiğini anlatan sarsıcı bir kitap. Leyla kendisinin ve başka kadınların yaşadıkları cehennemi haykırıyor... Bu kitabı sonuna kadar okuyup bitirmeden duramıyorsunuz. -Svenska Dagbladet
Eğer yetkim olsa her okula insanlık dersi diye bir ders koyar ve bu kitabı herkesin okumasını zorunlu kılardım. -Dagens Nyheter
19 Haziran 2010 Cumartesi
Tatili anlamak...
Yoran saatlerden sonra yeter bana,bir kitap,bir hamak
Tuğla görünümü verilmiş,baba yapımı ocaktan ızgara balık tatmak...
Akşamın haberini papatyanın kapanan yapraklarından almak...
Ve
Bir çiçeği koklamak...
Keyiflidir,çileği toprağından arındırmak,
Kirazı dalından koparmak...
Çiçeklerin renklerinde kaybolmak...
Bir günün sabahını kapatıp,
lambaları yakmak...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)












