17 Şubat 2010 Çarşamba

Koçum benim!:))



Okulumuzun açıldığı ilk haftalarda,öğlen araları karnımızı doyurabilmek için yemek listesi oluşturduk öğretmen arkadaşlarla.Bir kaç hafta aksatmadan tencere tava ile okula gelen biz,kırılan borcamların,tencerelerin minibüsün sallanmasıyla çıkan şangırtılarının ardından yemek götürmekten vazgeçtik.Yine ekmek arası bir şeyler kemiririz diye düşündük.Sabahtan akşama kadar bisküvi-çay,börek-çay,simit-çay,hatta havuç-çay ikilileriyle midesini doldurmaya çalışan arkadaşlarım karınları aç bir şekilde eve gitmiş oluyorlar genelde.


Dün de acıkmış halde servis arabasına yönelirken merkez belediye salonunda yapılan bir konferansa katılmamız gerektiğini öğrendik.Herkes oflayıp poflayarak salondan içeri girdiğinde bizi güler yüzlü tatlı bir amca karşıladı.Amca diyorum,kendisi Prof.Dr.Aytaç AÇIKALIN:)İçeri doğru ilerlerken tatlı bir sohbet başladı aramızda.Hatta diğer bayan arkadaşlarımla yan yana durduğumuzda çok nazar alacağımızdan bahsettiJBaştan iltifatı kapınca haliyle öndeki koltuklara yöneldik.Konuşmaya başladığı iki saat boyunca salondaki 300'e yakın öğretmenle çeşitli sohbetler yaptı.Fıkralar anlattı,türlü esprilerle salonu kahkahaya boğdu…


Yaptığı eğitime dair konuşmaları dinlerken ne kadar da haklı olduğunu düşündüm.


Hiç sınıfında fesleğen olan bir öğretmen var mı bilmiyorum ama benim sınıfımda fesleğen varJÇocuklar minik elleriyle dokunduklarında çıkan koku sınıfı ve bizi sarıyor.Tozu bol sınıfımız birden fesleğen bahçesine dönüşüyor…


“Sınıfınızda nane bulundurun,güzel kokunun öğrenmede etkili olduğunu unutmayın!”dediğinde,farkında olmadan doğru bir şey yaptığımı öğrendim:)


Değerli hocamız konuşmasını bitirmeden önce küçük bir yarışma yapacağını söyledi.Salonu iki gruba ayıracaktı ve iki grubun koçları seçildikten sonra ekrandaki şiiri etkileyici okumaları için koçlar okuyuculara tabiri caizse gaz verecektiJKoca salonda beyaz montu yeşil atkısı birazcıkda dağılmış saçlarıyla kenarda oturan beni nasıl fark etti bilmiyorumJGözlerimin içine bakıp “sizin koç olmanızı istiyorum”dedi."Ben miiiiii?"dememe kalmadan salondakilere beni alkışlamaları gerektiğini söyledi.Allah’ım ya oraya giderken sakarlık yapıp düşersem,saçlarım dağınık,hiii ne kalabalık,ne dicem şimdiiiii,nerden gördü ve buna benzer bir sürü lafı beş saniye içinde geçirdim aklımdan…Salona dönüp kendi grububu yönetirken”ben bir kiii üüüç dicem orayı okicaksınız tamam mıııı?”dediğimi hatırlıyorum:)Salonun yarısı komutlarımla şiiri okumaya başladılar.Arada gazlar vererek daha iyi okumaları gerektiğini söyledim.Neticede benim grubum kazandı:))


Salonu terk ederken Aytaç AÇIKALIN'ın “harikasın koçum benim!”demesiyle ikimizde gülmeye başladık…


Koca günün yorgunluğunu tatlı dilli hocamızla gülüşerek,yeni şeyler öğrenerek,bir de hastalanarak tamamladım.(Ordakiler nazar mı ettiler acaba:P)

3 yorum:

bir güzel çift dedi ki...

Yaş ne olursa olsun öğrenmek helede anlattığın gibi keyifli bir ortamda işi erbabından öğrenmek çok güzel bir şey.Geçmiş olsun,oku kendine...

Newbahar dedi ki...

Yaaaa demek öyle! Gerçekten orada olup Aytaç Açıkalını dinlemeyi isterdim. Biliyormusun Ezgim, çok şanslısınız. Eğitim konusunda önemli duayenlerden biri.
Ne kadar sıcak kanlıymış öyle, arklı bir gün geçirmişsiniz. Farklı ve özel bana göre.
Senin bu sık hastalanma işine bi çözüm bulmak lazım:)
Hep maaşallah diyorum ama! :)
Sevgiler canım

SEVGİ dedi ki...

bloğu açar açmaz duyduğum müzik bir harika beldi bana şu güneşli günde (cümle devrik oldu anladınız herhalde)
eşim de öğretmen okul çıkışı bu tür programları duyunca onlarda öfleyip pufluyorlar.
ne güzel işte güzel insanlardan ararlı şeyler dinliyorsunuz fenamı?
sevgilerimle..