5 Mart 2010 Cuma
Süper Mario puanlarım:)
Okul sonrası karnımı doyurduktan sonra dizüstü bilgisayarın annemin değişiyle"elişi"min:)başına geçiyorum otomatik olarak.Ertesi gün için hazırlayacağım etkinlikler olursa onlarla uğraşıyorum,yazıcıdan cızırrrtt cızırrrtt çıkardığım kağıtlarımın ardından maillerimi okuyorum.Sonrasında bloga bakıyorum.Blogumdaki sevdiğim müzik bana bir puan kazandırırken,yorumlar 5 puan kazandırıyor haneme.Eğer ki ödülse söz konusu onyüzbin kadar sarı sarı puanlar daha ekleniyor.Kısacası ne olursa olsun yazmaktan keyif alıyorum.Siz de okumaktan keyif alıyorsanız ne mutlu bana:)
Sevgili Bilge ablacık da bana bir etkinlik göndermiş.Daha önce burada cevaplamıştım.Okumak isteyen olursa hakkımda birazcık bilgi edinebilir:)
Diğer blog arkadaşlarım http://lutfiyekaradeniz.blogcu.com/ vehttp://yelizsinembuse.blogcu.com/ 'a çooook teşekkür ederim.Kısa zamanda bu sevgiyi kazanabilmek beni mutlu etti...
Herkese mutlu hafta sonları diliyorum...
Ezgi ürtmen artık dinlenmeli...
4 Mart 2010 Perşembe
Güller ve kitaplar
“Küçük Prens”adlı kitabı okuyanınız vardır.Çocuk kitaplığında yer alsa da büyüklerin okuyabileceği hoş kitaplardan biridir benim için.Kitabın içinde Atatürk’ten Türk lideri ve diktatör olarak benzetmelerin yapılması eleştirmenler tarafından olumsuz yorumlansa da okunması gereken kitaplardan biridir.Yazarın kendi suluboya resimlerinin içinde yer aldığı bu güzel kitabı,okuduğum kitapla tekrardan hatırladım.”Kayıp Gül”adlı kitabın kapağındaki yorumlardan da “Küçük Prens”tadında olduğu belirtiliyordu.
Kitabımı bugün bitirdim.
Önce kendimce yorumlarımdan bahsedeyim:
Kayıp Gül;okumaktan sıkılmayacağınız fakat umduğunuz kadar sizi etkilemeyecek bir kitap.Kitabın sayfalarında daha önceden okuduğunuz romanların hatta şiirlerin etkisini görebilirsiniz.Konu olarak yabancılık çektirmeyecek;kitabın son sayfalarına doğru kelimelerin gizeme büründüğünü göreceksiniz.Yine de büyük başarı sağlamış kitabın genç yazarını, kitap heveslisi bir okuyucu olarak tebrik ediyorum…
Şubat tatilinde sınıfımda bıraktığım minyatür güllerimi okulun açıldığı gün yapraklarını dökülmüş ve sararmış olarak gördüm.Arada okulun hizmetlisi sulasa da yalnızlıktan sıkılıvermiş güzel çiçeğim.Çiçeklerin de sevgiye ihtiyacı olduğunu bir kez daha ispatladı bana saksımdaki güller…
Daha önceki yazılarımda bahsetmiştim dedemin bin bir emekle oluşturduğu mükemmel bahçesinden.Her gün bahçesiyle uğraşır,çiçekleri sular,çimleri budar,bahçeye yenilik katmak için türlü çabalar harcardı.Güllerin gölgeleri birbirini etkilemesin diye yerlerini değiştirir,bu esnada ellerinde diken yaralarının izlerini bırakırdı.Dedem öldükten sonra bahçeyle babam ilgilendi.Sevgiyle büyüttü her bir çiçeği.Günebakanlar huzurla yüzlerini güneşe çeviriyordu,çilekler yerlerindeki memnuniyetlerini tatlarına yansıtıyordu.Bahçede renklerin melodisiyle huzur buluyordu insan…
Hala da öyle…
Çiçeğe gülümseyebilmeyi seviyorum ben.Papatyalar baharı hatırlatıyor bana,güller dedemi,hanımeli balkonumuzu,fesleğen sınıfımı hatırlatıyor.Güzel kokularına,canlı renklerine karşılık gülümseyebiliyorum sadece.Görebiliyorlardır beni değil mi?
“Kayıp Gül”ile birlikte çiçeklerden de bahsetmiş oldum.Aslında bu konu hakkında çok daha fazla yazabilirdim fakat;nöbetim artık perşembe günleri olduğu için ve birinci sınıfların bugün en çıldırdıkları gün olduğu için yorgun olduğumu hissediyorum.
Nöbet esnasında 2.sınıftaki bir kuzucuk:”örtmenim bana sakkııısss alabiliiii misiiiiin?”dedi.”Ne için?”gibi saçma bir soru sorduğumda “çiğnemeeek içiiiin”diye yüzüme uzaylıymışım gibi bakarak cevap verdi:)Çocukların içtenliğine hayranım:)Gidip sakızını alayım:)
Kitabımı bugün bitirdim.
Önce kendimce yorumlarımdan bahsedeyim:
Kayıp Gül;okumaktan sıkılmayacağınız fakat umduğunuz kadar sizi etkilemeyecek bir kitap.Kitabın sayfalarında daha önceden okuduğunuz romanların hatta şiirlerin etkisini görebilirsiniz.Konu olarak yabancılık çektirmeyecek;kitabın son sayfalarına doğru kelimelerin gizeme büründüğünü göreceksiniz.Yine de büyük başarı sağlamış kitabın genç yazarını, kitap heveslisi bir okuyucu olarak tebrik ediyorum…
Şubat tatilinde sınıfımda bıraktığım minyatür güllerimi okulun açıldığı gün yapraklarını dökülmüş ve sararmış olarak gördüm.Arada okulun hizmetlisi sulasa da yalnızlıktan sıkılıvermiş güzel çiçeğim.Çiçeklerin de sevgiye ihtiyacı olduğunu bir kez daha ispatladı bana saksımdaki güller…
Daha önceki yazılarımda bahsetmiştim dedemin bin bir emekle oluşturduğu mükemmel bahçesinden.Her gün bahçesiyle uğraşır,çiçekleri sular,çimleri budar,bahçeye yenilik katmak için türlü çabalar harcardı.Güllerin gölgeleri birbirini etkilemesin diye yerlerini değiştirir,bu esnada ellerinde diken yaralarının izlerini bırakırdı.Dedem öldükten sonra bahçeyle babam ilgilendi.Sevgiyle büyüttü her bir çiçeği.Günebakanlar huzurla yüzlerini güneşe çeviriyordu,çilekler yerlerindeki memnuniyetlerini tatlarına yansıtıyordu.Bahçede renklerin melodisiyle huzur buluyordu insan…
Hala da öyle…
Çiçeğe gülümseyebilmeyi seviyorum ben.Papatyalar baharı hatırlatıyor bana,güller dedemi,hanımeli balkonumuzu,fesleğen sınıfımı hatırlatıyor.Güzel kokularına,canlı renklerine karşılık gülümseyebiliyorum sadece.Görebiliyorlardır beni değil mi?
“Kayıp Gül”ile birlikte çiçeklerden de bahsetmiş oldum.Aslında bu konu hakkında çok daha fazla yazabilirdim fakat;nöbetim artık perşembe günleri olduğu için ve birinci sınıfların bugün en çıldırdıkları gün olduğu için yorgun olduğumu hissediyorum.
Nöbet esnasında 2.sınıftaki bir kuzucuk:”örtmenim bana sakkııısss alabiliiii misiiiiin?”dedi.”Ne için?”gibi saçma bir soru sorduğumda “çiğnemeeek içiiiin”diye yüzüme uzaylıymışım gibi bakarak cevap verdi:)Çocukların içtenliğine hayranım:)Gidip sakızını alayım:)
1 Mart 2010 Pazartesi
Haftanın ilk günü ve kayıp gül
Yeni ayın ilk iş günü…
Sabah gözlerimi açmaya zorlayan şey,diğer günlerin karanlığına inat unuttuğum perdeden sızan sıcacık güneşti.Güneşi memnun etmek adına güne gülümseyerek açtım kapımı.Sinir bozukluğu yaşamamla mutluluğum arasında geçen süre sadece on küsür adımdı.Bir gün öncesinden hazırladığım evrakları,sınıf etkinliklerini evde unuttuğum için,geri dönmek zorunda kaldım.Evden ikinci sefer çıktığımda güneşin benden pek memnun olduğu söylenemezdi:)O da unutkanlığıma aldırış etmeyenlerden...:)
Sabah,derslerin yoğunluğuyla geçiverdi hemen.Öğlen yine topluca yemeğe davetliydik.Teyzecik sevgisini katarak bize harika yemekler hazırlamış.Anlattığı hikayeyle iştahım kaçsa da,orada olabilmek mutlu etti beni…
Teyzecik de geçen sene gelmişti okuma kursuna.”Kafam almıyor işte!”dedikçe kızıyordum ona,böyle düşünme diye...Aile baskısıyla 13 yaşında evlenmiş.”Bu çocuk daha,vura vura adam edin!”demişler.Dayakla iyi bir ev hanımı,geç algılayan bir birey haline dönüşmüş.Bu yüzden okumak istese de çabuk unutuyor,söyleneni geç anlıyor.Eşi sanırım öldüğü için eşinin kardeşiyle evlendirmişler.Dokuz kız,bir erkek çocuğu olduktan sonra hastalıkları daha da artmış…Nasıl artmasın ki!
Köydeki her minik evin,büyük hikayeleri var.Benimse duygusal tarafım fazla gelişmiş olacak ki çok çabuk etkileniyorum hayatlardan…
Neyse hüznü dağıtalım:)
Her çocuk patates baskısı yapmıştır okul hayatı boyunca:)Biz de bugün yapalım dedik.Kuzucuklar abartısız bir kilo poşetle geldiler sınıfa.”Hiii bunlar ne,yemek mi yapacağız?”dediğimde güldüler hepsi.Kimi zaten patatesleri kızartmalık soymaya başlamış bile:)İşin tuhaf yanı,ben patatese şekil vermeyi unutmuşum.Yaptığım ağacı bir şeye benzetemeyince,elimde patateslerle müdür yardımcımızın odasına gittim”Bana şekil yapar mısın?” diye:)Sağolsun hem bolca gülümsedi halime,hem de yardım etti.Bir etkinlik daha böylece tamamlanmış oldu.Patatese şekil verememe beceriksizliğim de kanıtlanmış oldu…
Okulda bolca vaktimiz olduğu için kitap okumaya vakit ayırabiliyoruz.Öğlen aralarında hele de dışarıda güzel bir hava varsa masaları dışarı atıp hem güneşin tadını çıkarıyoruz,hem de kitaplarımızı sıcacık çaylarımızla okuyabiliyoruz.Okumayı istediğim kitaplardan birini arkadaşımda görünce”ben de okumalıyım”dedim.Kitabını bitirdikten hemen sonra verdi okumam için…
Kitabımın adı Kayıp Gül…Kitap hakkında bir çok yorum yapıldı.Genç romancı Serdar Özkan’ın ilk romanı bir çok dilde okuyucusuna sunulmuş.Ben de okuduktan sonra fikir sahibi olacağım…
Evet şimdi okuma vakti…
27 Şubat 2010 Cumartesi
Gurur
Okul koridorunda sürekli karşılaşmasının tesadüf olamayacağını düşündü. Gencin kıza sıcak gülümsemesi,güneşin aydınlığının bir hediyesiydi belki de …
Her karşılaşmada birbirinin yüzüne bakamayan gözler,hayat objektifinin sadece onların ikisine doğrultulduğunu görebiliyorlardı.Koşuşturan öğrenciler,boşluğu dolduran şen kahkahalar,el ele sevgililer yoktu;donmuştu.Tek bir ten,tek bir kareydi ikisinin girdiği çerçeve…
Göz göze geldikleri an,kız içindeki tüm cesareti erkeğe yüklemişti.İçine sığmayan sevgi dizelerini aktarmanın vaktiydi.
Okul kantinindeki ilk buluşmalarında gencin aniden açıverdi çiçekleri kıza.”Seviyorum”dedi.Masadaki anahtarlığa,bardağa,sigara yanığı masa örtüsünün sessizliğine kızın da sessizliği eklendi.Provası olamazdı aşkın,ama hazırlıksız da yakalanmıştı.Sandalyeden kalkmadan önceki son sözü”Bilmiyorum”oldu.İki ruhun sığamadığı o alan,kendi hüznünde yok oldu…
Neden hayır dediğini zaman içinde düşünüp durdu kız.Öyle ya,yarım kalmamalıydı hiçbir şey…
Yurdun yemekhanesinden attığı mesajla onunla görüşmek istediğini söyledi.Mesaj attıktan hemen sonra telefonunu kapattı heyecan ile.Koşar adım çıktığı yerden yurduna doğru
yöneldi.Koştuğu sırada pencereden seyredildiğinin farkında değildi.Telefonunu açıp artık ikinci bir hata yapmaması gerektiği farkına vardı.Gelen mesajda görüşme isteğine olumlu cevap alan kız,heyecanla yurdun çıkış kapısına doğru yürüdü.Yaklaştıkça başı öne eğik,sigarasını tüm havayı içine çekercesine soluyan asık suratlı bir yüz gördü.Merhabalaşıp yürümeye başladılar.Kız ağzını açmadan,erkek”neden!”dedi…Kız şaşkınlıkla yüzüne baktığında”Neden şimdi?”dedi.Kız yine bir şey söyleyemedi.”Sessizliğinin cezası bu olsa gerek” diye düşündü.Soğuk kaldırıma oturmadan önceki duyduğu son söz”Sevdiğim birisi var!”oldu…Gencin,sevdiği birisi vardı.Giden gidiyordu,gitmişti işte beklemeden…
Kaldırıma oturmak istedi kız.Hiç bir şey demeden usulca oturdu.Hayatında ilk kez karşılaşmıştı böyle bir durumla.Gurur var mıydı hayatında?Ya da şimdi mi olmalıydı?
Yine bir şeyler yarım kalmıştı.Yine her şey yıkılmıştı…
“Bir gün!”dedi kız.Yine bir gün gelir,bir gün daha tekrarlanır hayatlar,hiçbir şey yarım kalmaz…”
Seneler sonra yine aynı yolda,yine aynı heyecanla ve bu sefer rolleri değişerek,yine yenilendi aynı senaryo.Vazgeçememişti erkek,her şeyi bırakıp döndüğünde
“Sevdiğim birisi var!”dedi kız.Kız;gurur denen beş harfi,beş vakte yaymıştı kısık ateşte.Sırf yaşadıklarına inat,olmadı,olduramadılar ruhlarını…
Gurur;kaldırımda oturan ruhlarıyla yaşlandı…
"Genellikle, bütün büyük yanlışlıkların altında gurur yatar...(Ruskin)
(Ruskin)
25 Şubat 2010 Perşembe
Hayatlar
Okulun birkaç metre uzağında,henüz sıvası olmayan özensiz tahta merdivenlerden oluşan bir evdi…Ev sahibiyle geçen yıl tanıştım.Okuma yazma öğrettiğim teyzelerden biriydi.Sıcacık gülümsemesiyle diğerlerinden farklı olduğunu hissettirdi hemen.Gülümseyişlerin ardındaki hüznü görebilme yeteneğine sahibim.Gülüşünün hüznünü gördüğüm yüze daha yakın olmak istedim.Konuştuk…Anlattı…
Bedensel engelli olan eşi,yazın tarla işleriyle uğraşıp üç beş kuruş getiriyomuş eve.Çocuklarından bir kaçı köyden çıkarak kurtarmışlar kendilerini.Ama en küçük kızı…
İstanbul’da yaşama hevesiyle küçük yaşta evlenen kızı,evliliğinin ikinci gününde elinde bavuluyla köye dönmüş.”Sen aileni özlemiştirsin”bahanesiyle onu istemediğini dolaylı yoldan belirten eşe,ses çıkaramamış.Belki düzelir bir şeyler diye…Ah bu özgürlük!!!!!
Bunalımlara giren genç kız türlü yollar denemiş kurtulmak için hayattan.Başaramayınca telefonlarını beklemiş eşinin “belki arar”düşüncesiyle.Telefon da gelmemiş…
Yanıma utangaç adımlarla yaklaşan Gülnaz teyzem “konuş kızımla,bir şeyler söyle ona olur mu?”dedi.Kızı da tahta merdivenlerin orda uzaktan beni seyrediyordu,gülümsedim…Bir şey diyemedim o an...
Gülnaz teyze…Ellerim üşüyor diye,koşup sıcak su torbasını getiren kadın…Evine davet ettiği o minik odada tabağımı bitirmem için gözlerime bakan,bir çift güzel göz…
Anlatacak o kadar çok şey var ki aslında…Söyleyeceğim çok şey var…Yaşımdan büyük olgunluklar öğretiyor hayatlar.Hayatlarıyla büyüyorum…
Ve ben…
Herkes için hayırlısı ne ise onu diliyorum…
Tüm samimiyetimle...
Kabul olsun dualarınız…
Sevgiyle…
22 Şubat 2010 Pazartesi
Şaşırtan kar,ıslak çorap,renkli ayıraç
Hafta sonu,geç yatmaya alışmış bünyem,sabah kalkmam da beni yine zorladı.Sabah etrafın bembeyaz örtü ile kaplanmış olması,ayaklarımın yatağıma doğru gitmesine neden oldu.Beş dakika daha uyuyayım dedim ama o beş dakikanın yarattığı sinir bozukluğuyla fırlayıverdim yataktan.
Hafta sonu günlük güneşlikken,nasıl da bu kadar değişebilir havalar diye düşündüm.Burası böyleyse köy nasıldır acaba?...
Yine her zaman olduğu gibi dağda kaldık.Yine oflayıp poflayarak indik arabadan.Yine ördek gibi,öndekinin açtığı yolda peş peşe yürümeye başladık.Erkek hocalar bizi unutup önden gittiler.Kar topağı olup yuvarlansak ruhları duymayacaktı ki duymadılar da:)
Okula yaklaşmışken artık ayağı buzda kayan arkadaşın elini bırakayım dedim.Elini bırakmamla yüzüstü düşmesi bir oldu.Komikti:)Valla çok komikti:)
Gülme krizine girdiğimden,elindeki çantaları bırakmayıp karda yüzme denemesi yapan arkadaşımın ellerini tutamadım:)
Sabah nefesimi hem yürümeye,hem de gülmeye ayırdığımdan sınıfa zor attım kendimi.Sınıftan içeri girdiğimde suratıma gülümseyen tipler utangaç utangaç bakıyorlardı.Sebebinin kalorifer üzerinde kuruttukları çoraplarına bağlı olduğunu anlamam geç olmadı.Köyün içinden geçerken ayaklarının içine dolan karlar minik ayaklarını ıslatmış,”ürtmen bişe demez herhal kurutalım”düşüncesiyle çoraplarını peteğin üzerine dizmişlerdi…Haliyle ilk on dakika çorap kurutmakla geçti…Köyde yaşamak böyle bir şey işte…
Sabah Fen ve Teknoloji dersinde işlemiş olduğumuz “Işık ve Ses”ünitesi sandığımdan daha zevkli geçiyor.Geçenlerde “Geçmiş zamanda insanlar etrafını aydınlatmak için neler yapıyorlardı?”sorusuna İlknur:”Kafalarımızı sürterek aydınlık çıkartırız.”diye cevap vermişti.Şaka yaptığını düşünsem de o bu gerçeğe inanıyormuş,yeni anladım:)
Kuzucuklara kitap okumayı sevdirmek için elimden gelen tüm çabayı sarfettiğimi düşünüyorum.Kitap okumayı daha zevkli hale getirmek için,renkli kitap ayıraçları yapmaya karar verdik.Onlardan çok ben yorulsam da yorulmaya değen bir etkinlik oldu.Güzel de oldu:)
Bir önceki şiirimi aslında ruh halim iyiyken yazmıştım:)Benden beklenmeyecek umutsuzluklar olduğunun farkıdayım.Ama bu sefer böyle oldu işteJBen iyiyim.Süpperriiiiim hatta:)
Mutlu geçsin gününüz…
19 Şubat 2010 Cuma
rüyadaki uyku
Kapalı gözlerinin karanlığı mazi,
Ve yıldızlar umut ışığı kirpik uçlarında.
Rüyanın kuytusunda kaybolduğun gezi,
Uyan,ruhun kış uykusunda!
Göç yolu gibi uzun bir hayat.
Pamuk tarlaları kadar genç yüreğin.
İki gövdenin birleştiği gibi halat.
Bak,astımı artıyor tarihin!
Üşüyen bir yaprak gibisin sen,
Yüzünü dağıtan bir deprem korkusu.
Halsiz irin akar fersiz gözünden,
Umutsuzluğuna yakın ölüm kokusu…
Ve yıldızlar umut ışığı kirpik uçlarında.
Rüyanın kuytusunda kaybolduğun gezi,
Uyan,ruhun kış uykusunda!
Göç yolu gibi uzun bir hayat.
Pamuk tarlaları kadar genç yüreğin.
İki gövdenin birleştiği gibi halat.
Bak,astımı artıyor tarihin!
Üşüyen bir yaprak gibisin sen,
Yüzünü dağıtan bir deprem korkusu.
Halsiz irin akar fersiz gözünden,
Umutsuzluğuna yakın ölüm kokusu…
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)










