Ailedeki herkes hatta kuzenler de dahil olmak üzere,hepsi bahçe için uğraştılar bu hafta sonu…
Renkli eller operasyonu adı altında ben de katkıda bulunayım istedim ve daha önce bahsettiğim tekerleği boyamak için malzemeleri hazırladım.
Önce beyaza boyandı karamsar tekerlek.Aydınlandı sanki bir anda bahçe…
Biraz mavi olmalı değil mi üzerinde?Gökyüzünü yerde hissettirmeli.
E güneşin sarısını yanına katmasak,yeşili kıskanır,güneş otları sarartır…
Ve kırmızı:)
Elim başka renge gitmiyor ki:)
Ve tekerlek hazııııııııııııııııııııır:)
Hiç bu kadar renkli olmamıştı.
Gaza gelip her tarafı boyayabilrim.
Toprak solucanlarını bile:)
Solucan demişken;ağaç dibindeki otları temizlemeye çalışırken kocaman solucanların da dışarı çıkmasına neden oldum.Onlar da keyiflerini kaçırdığım için bana kızgın olabilirler…
Son olarak dört tane meyve ağacının temizlenmesi için zorlu uğraşlar verdim ve sonunda çimenlere yığıldım.
Dedem de derdi sen bu işi beceremiyon torunn diye...
Ben bu işi beceremiyorum:)
En iyisi hep boyama yapayım:)
Yazımı bitirmeden penguenli yazımda kalemlik yaptığımızdan bahsetmiştim.
Mandal kalemliğimi de sergileyeyim:)
Şu aralar sınavlar,projeler derken kendime oyalanacak başka şeyler bulmak istiyorum.
İyi geliyor bu bana...
Herkese renkli günler diliyorum…
31 Mayıs 2010 Pazartesi
29 Mayıs 2010 Cumartesi
Tanıktır aşk...
Tanımak,tanımaya çalışmak…
Sanki yeni başlar sorgular.Yeni bir yaşamı adımlar günahlar.Önyargılar günahtır…
Tanımakla yaşam yeniden gözden geçirilir.”Ben buyum!”diyen yeni bir kimlik arar adeta.Tanıdıkça alışır,alıştıkça kendini uğurlar,yeni bir ben olur şahıslar…
Denizi dalgalanan,durulamayan,durmayan,şaşırdığı yollardan sapan kötümserliği bile kapanır onunla.Onu tanır,aşılanır ona.
Duran taşa dahi can verir,canlanır onunla…
Ve onunla sınırsız hayaller,sinirsiz et kadar ayrık ve leziz.İki papucu bir ayağa sokacak kadar da düşüncesiz!
Yaşamın payı o,mütevazı paydası sen…
Tanımak,tanıdıkça alışmak…
O olmazsa olmaz,yaşanmazsa anlaşılmaz hayat.
Tanıdıkça avuç içleri terler anılarda.Anılar heyecanlara bürünür,kalem uçları maviye…Mavi kuşun kanadıdır…
Ayrılamazlar tanıdıkça.Dönüşsüz gidişlerden korkarlar.Gönülden gönüle akabilmek varken dönebilme ihtimallerini sevmezler,sevemezler…
Aşkı tanıdığımda değişmedim diyen kaç kişi vardır?Törpülemedim sivri yanlarımı,susmadım,sabretmedim,beklemedim diyen kaç kişi?
Okunaksız yaşamları aşkla temize çekmedim diyen var mıdır?
Tanımak,tanıdıkça karışmak…
Hayata,sevgiye,özleme,gözyaşına,dahasına…
Yazılmamış metinlerde beklemez yalnızlıklar.Sözlüğün başında aşk,sonunda yalnızlık varsa;onlarca sayfa kelimelerle doluysa,sözlük geçsin karşısına çeksin harf tabancasını,kurtarsın tanıdığını…
Tanıdık ve aşka alıştık…
Tanıdık ve aşka karıştık…
Hayata tanık bir aşk değil mi?
Belki de aşka tanık bir hayat...
26 Mayıs 2010 Çarşamba
Görsel Sanatlar:)
Ana sınıfı etkinliklerimi şu yazımda göstermiştim:)
Evet,ben oldum olası resim yapmayı sevenlerdenim:)
Babamın bana kazandırdığı bu güzel yetenek sayesinde boya ve fırçalar elimden düşmedi hiç.Mesleğimde de etkin bir şekilde kullanabildiğim bu kabiliyetim,çocuklara daha kolay bir şekilde görseller sunmamı sağlıyor.
Babam ve amcamın yaptığı resimler evimizin duvarlarını süslüyor…
Ben ise, henüz sadece sınıfımın duvarlarını süslüyorum:)
Ana sınıfı öğretmenimizin yaptırdığı güzel etkinliklerden bir kaçını kuzucuklara yaptırıyorum:)
Mesela kartondan yaptığımız minik penguenler:)
Çok severim penguenleri:)
Bir diğeri tabaktan yaptığımız Mavi Şapkalı fittt adamlar:)
Yaparken keyif alıyoruz da daha sonra sınıf dağılınca çıldıracak gibi oluyorum:)
Bugün de Görsel Sanatlar dersimizde tahta mandallardan kalemlik yaptık.Onların resmini çekmeyi unuttum.Diğer yazımda artık:)
Mandalların etrafını gri soba boyasıyla ben boyayayım derken baygınlık geçirdim.Koku beni fazlasıyla tutmuş olacak ki sınıftan dışarı kendimi zor attım:)
Hala dengem şaşkın:)
Evet,ben oldum olası resim yapmayı sevenlerdenim:)
Babamın bana kazandırdığı bu güzel yetenek sayesinde boya ve fırçalar elimden düşmedi hiç.Mesleğimde de etkin bir şekilde kullanabildiğim bu kabiliyetim,çocuklara daha kolay bir şekilde görseller sunmamı sağlıyor.
Babam ve amcamın yaptığı resimler evimizin duvarlarını süslüyor…
Ben ise, henüz sadece sınıfımın duvarlarını süslüyorum:)
Ana sınıfı öğretmenimizin yaptırdığı güzel etkinliklerden bir kaçını kuzucuklara yaptırıyorum:)
Mesela kartondan yaptığımız minik penguenler:)
Çok severim penguenleri:)
Bir diğeri tabaktan yaptığımız Mavi Şapkalı fittt adamlar:)
Yaparken keyif alıyoruz da daha sonra sınıf dağılınca çıldıracak gibi oluyorum:)
Bugün de Görsel Sanatlar dersimizde tahta mandallardan kalemlik yaptık.Onların resmini çekmeyi unuttum.Diğer yazımda artık:)
Mandalların etrafını gri soba boyasıyla ben boyayayım derken baygınlık geçirdim.Koku beni fazlasıyla tutmuş olacak ki sınıftan dışarı kendimi zor attım:)
Hala dengem şaşkın:)
24 Mayıs 2010 Pazartesi
camdan umutlar
Her sabah yüzlerine baktığım o çocukların farklı masalları var,mutlu sonla bitmeyen…
Öğlen arası öğrencilerimden birine “bana öğlen arası yemem için patates getirebilir misin?”dedim.Ondan bir şeyler istememin sevinciyle koşarak gitti eve.Geldiğinde annesinin öğle arasında beni yemeğe davet ettiğini söyledi.Utançla ne yapacağımı bilemedim.Emrivaki bir şekilde gitmiş olacağımı düşündüğümden sıkıldım o an…Boncuk gözleriyle bana hevesle bakan öğrencimi de kırmak istemediğimden gittim evlerine…
Kapının önüne kurulan sobanın üzerinde bir kazan,yanında boş dolaşmaktan sıkılmış toprağa uzanan bir köpek ve gökyüzüne yükselen dumanlar…
Eve tahta basamaklardan çıkarak giriyorum.Sendeleyip düşmekten korkar bir tavırla tutunmaya çalışıyorum yanımdaki tahtalara…
Bana kapılarını açan gönlü zengin bu kadın,tek göz odasının yanındaki mutfakta yiyecekler hazırlamış.Canım iyice sıkılıyor.Tek göz oda büyüdükçe büyüyor gözümde…
Sınıfta her şeyden bir haber anlattığım dersler aklıma geliyor.Türlü sorunları olan çocukların beni dinleyebilme ihtimallerini süzüyorum yüreğimden.Tortular kalıyor geriye,her şey kayıyor fikrimden…
Sıkılıyorum…
Renksiz hayallerini süsleyen renkli televizyon evin baş köşesinde.Odanın sağında gelinlik kadar beyaz bir yatak örtüsü,kırık masasıyla eğik duran ayna ve bir kanepe karşılıyor beni…
Yer sofrasına oturuyoruz birlikte.Allah ne verdiyse sunuyor bana,çocuklarla birlikte yemeği yiyorum.
Yemeği yiyemiyorum…
Eşinin uzun zamandır işsiz dolaştığından bahsediyor.Kendi tabiriyle “yapı yapmak istiyorum,çocuklar için,şehirde yaşamak bize hayal…”diye devam ediyor sözlerine…
Oluşturacağı yapı için hazırladığı ağaçlardan bahsediyor.Onları soymaya çalışırken ellerine batan çöplerden rahatsız dahi olmuyor.
Köyden sadece çocuklarının çıkabileceği umuduyla yaşıyor.Çocuk ise okuyup bir iş sahibi olduğunda memleketinden hatta babaannesinin mezarından uzak kalır diye köyü bırakamayacağını söylüyor.Kimi hayattaki ailesine bu kadar değer vermezken,çocuk mezardaki babaannesini sürekli ziyarete gidiyor…
Hayallerine bir an önce kavuşmak isteyen insanların o evi ziyaret etmesini isterdim…
Tahta basamaklar,gökyüzünden daha mavi duvarlar…
Ama en mühimi;
Candan sızan camdan umutlar…
23 Mayıs 2010 Pazar
Son Defa
Nasılsın nasıl gitti?
Alıştın mı sen de?
Rahat mısın artık İstanbul'da?
Evlenmişsin, nasıl oldu?
Bulabildin mi sonunda?
Hep anlattığın o meşhur huzuru
İyiyim ben
Hep aynı şeyler işte
Uyku hapları
Yalan dolan gülümsemeler
İyiyim ben
Hem sen tanırsın beni
Ne yapsam ne söylesem
O geç kalmışlık hissi
Son defa görsem seni
Kaybolsam yüzünde
Son defa yenilsem sana
Hiç anlamasan da
Son defa benim olsan
Uyansam yanında.
İnan pek yeni bir şey yok.
Biraz yaşlandım tabi
Seyrekleşti biraz saçlarım
Bir bitmeyen gece bıraktın
Ve üç nokta düşürdün
Belli etmedim ben pek, tenhalaştım
(emreaydın)
21 Mayıs 2010 Cuma
Ertelenmiş bir şiir
Ellerin ateş ateş,can yangınlarında,
Yaşlı halinde sözcüklerin genç.
Kırışıklıklar yumağı gülücüklerin aynalarda,
Ve en insani vasfın,sessiz ağlamakların…
Zaman topraktaki muazzam bir birikim ey ihtiyar!
Boşver,büyüt düşündeki çocuğu.
Doğur kardeşlerini yıldızların,
Korkma,gecelere baskın kalp atışların.
Yalnızlığı ezbere bilsen de hoş,
Giydir gökyüzüne bulutları,
Densiz rüzgarlar açmasın yaralarını,
Bir yürek,bir umut ağacı ve binlerce fışkın,
Saatlerce göklere bakarsın alışkın,alışkın…
Hayatın dili nasır,seninse ellerin.
Ölüm rozeti,nihayetinde senin.
Zaman değirmeninde öğütülmüş aşkın,
Ununu eleyip de astığın vakittir işte…
Çekilen acıların taç olmayacak başına,
Baskın gelecek ölüm engellerine düş masalların.
Vakit erken dur daha gitme,
Odana giren güneşi memnun et daha,
Küçülme,yitme,erime,tükenme,yanma!
Sen suya düşen karsın,unutma…
Endişelenme en büyük sevgi bizim.
Öyle kent soylu türkülerimiz yok bizim.
Zaman taşımaktan yüreğimiz tok bizim.
Söyleyecek sözümüz çok bizim…
Gitme…
ezgilimelodi...
resim:Hayatta olmayan anneannem ve dedem...
18 Mayıs 2010 Salı
Gitmeli...
Ayvalık'ta narların altında gülümsemeli yine objektife...
Sevmeli kuşu,böceği.Güneş batırmaya inmeli sahile...
İzmir...
İzmir'e gitmeli...
Sevdiklerimize ellerimizde güneş toplayıp götürmeli...
Foça'ya uğramadan olmaz.
Yolda inip mis kokan gözlemelerden yemeli...
Tatilin huzurunu yaşamalı maviyle...
Sabahın köründe kalkabilmeli,okul varmış gibi tüm tatil fertlerini uyandırmalı inadına...
Denize karşı yapabilmeli en nefis kahvaltıları...
Gümüldür...
Sıcacık kumlarına ayak basmalı...
Yürümeli kumsalda,her dalgada okşamalı deniz ayaklarını...
Çoluk çocuk doluşup çökertmeli güzelim hamağı...
Çandarlı'da boncuk gözlü teyzeyi ziyaret etmeli...
Yokuştan sahile inmeli...
Eniştenin bahçe süslemelerine katkı sağlamalı...
Tüm kuzenler toplanmalı Balıkesir'de...
Minik Oğuz'un maceralarını dinlemeli...
Sıkmalı o güzel yanaklarını...
Bıkmadan,usanmadan sevmeli...
Geçen yazı aratmayacak bir tatil diliyorum kendim için...
Bünyem tatil istiyorrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrr!!!!!!!!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)














